Notice: Function _load_textdomain_just_in_time was called incorrectly. Translation loading for the rank-math domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131

Notice: Function _load_textdomain_just_in_time was called incorrectly. Translation loading for the rocket domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php:6131) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Ademoğlu – Merhaba Australia https://merhabaaustralia.com.au I Avustralya'dan Türkçe Haberler Sat, 22 Aug 2020 06:20:51 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 https://merhabaaustralia.com.au/wp-content/uploads/2024/02/Merhaba-favicon-150x150.png Ademoğlu – Merhaba Australia https://merhabaaustralia.com.au 32 32 Bir Ademoğlu Gözüyle: Düşünce, Davranış ve Çevresel Faktörler https://merhabaaustralia.com.au/bir-ademoglu-gozuyle-dusunce-davranis-ve-cevresel-faktorler/ https://merhabaaustralia.com.au/bir-ademoglu-gozuyle-dusunce-davranis-ve-cevresel-faktorler/#respond Sat, 22 Aug 2020 01:10:24 +0000 https://www.avustralyapostasi.com.au/?p=58512 Gelişen toplumda her şeyin daha fazla gözler önünde olması davranışlarımızı da sürekli tartmamızı sağlıyor. Daha fazla insanı tanımamız hem başkalarının tutumlarını görmemize izin veriyor hem de hareketlerimizden dolayı aldığımız geribildirim sayısını arttırıyor. Bu farkındalık çoğu zaman bizleri düşünce girdaplarına sokabiliyor.

Sosyal normlarla dolu bir dünyada, çoğu zaman kendimizi derin derin yaptıklarımızı değerlendirirken buluyoruz. Bildiğimiz gibi düşüncelerimiz aksiyonlarımızı şekillendiriyor ve bu aksiyonlar daha sonra düşüncelerimize tekrar yansıyor. Aramızdaki mükemmeliyetçilerin de bildiği üzere bu her zaman o kadar da kolay bir süreç olmuyor. Biraz pişmanlık, biraz vurdumduymazlık, belki biraz da gelecek sefer ne yapmalıyım diye takılıp kendimizi yiyip bitiriyoruz.

Hem maalesef hem de iyi ki davranışlarımızı şekillendiren farklı etkenler var. Toplumun gelişimi ve düzeni için hepimizin bir geribildirime ve eleştiriye ihtiyacı var. Bunlardan bazıları kanun, etik, din, kültür ve kişisel değerler.

Kanunların insanları insanlardan korumak ve adaletli bir düzen için oluşturulduğunu varsaydığımızda kanunun davranışa etkisi genelde en güçlülerinden. Bunda devlet görevlilerinin kontrolünün ve kanuna uyulmadığında alınan cezanın da büyük bir payı var.

Etik ise günümüzde artık sadece filozofların konuştuğu bir konu değil. Genelde akademi, insan ilişkileri ve projelerde karşımıza çıksa da çoğu alanlarda etik ilkeleri büyük bir konu haline gelmeye başladı. En bilindikler arasında ise etik ilkeleri dörtlüsü var. Yani özerklik, zarar vermeme, yararlılık ve adalet ilkeleri dörtlüsü. Bunun yanında kompleks ve birden çok yaklaşıma sahip derin etik soruları da mevcut. Örneğin tramvay problemi, organ bağışı konusu gibi.

Dünyada davranışlarımızı değiştiren en yaygın etkenlerden birisi ise din. Din kelimesini duyduğumuzda aklımıza gelen yaşayış biçimi, hayatın amacı, insan ilişkileri gibi kavramlar dünyada birçok insan davranışlarını etkiliyor. Bu etkenin bazı toplumlarda aile, kanun ve siyaset üzerinde de etkisi var.

Kültür ise hem geniş anlamda toplum ve kitle kültürü hem de detaylı anlamda bir grubun kültürü olarak değerlendirilebilir. Bunların içerisinde, aile kültürü de yer almaktadır. Hakeza psikolojinin “Çevre mi Gen mi?” ikileminde de insanın büyüdüğü ve yaşadığı ortamın onun davranışlarında büyük bir yere sahip olduğu da güçlü noktalardan.

Aileye benzer şekilde, arkadaş gruplarının da yeri büyük. Sosyal uyum teorisinde de açıklandığı gibi insan tanımadığı kişilerin davranışlarından bile kolayca etkilenebiliyor. Hatta bu kendi doğrularını dakikalar içerisinde bırakmasına bile sebep oluyor. Bunda yansıma ve yansıtma gibi kavramların da önemi büyük. Örneğin üç arkadaş ayakta konuşurken, birisi konuşma sırasında kol kavuşturduğunda diğerlerinin de bu hareketi konuşma sırasında farkında olmadan kopyaladığını göreceksiniz.

Bu faktörlerin en önemlisi ve diğer gruplarla da iç içe olan kişisel değerlerimiz. Doğduğumuz çevre, büyüdüğümüz ortam, aile, arkadaş, eğitim ve deneyimlerin gen ve karakterle harmanlaşmış hali diyebiliriz. Hem özeleştiri hem de tefekkürlü bir iç serüvene sonuç veren bir çiçek dürbünü adeta. Zihnimizde geçmişi ve geleceği büküp, duyguları anılarla yoğunlaştırdığımız bir arayış, bir değişim. Kimi zaman saniyeler kimi zaman saatler belki de yıllar süren bir yolculuk. Özeleştiri ve kararlılık terazisinin bir denge ikilemi de diyebiliriz buna. Ne kadar kendinden emin olma ne kadar değişime ihtiyacı olduğunu anlama çabası işte.

Kimimiz kendine yaptıklarından dolayı ağır çıkıyor, kimimiz de bu durumun verdiği dertten kendisini alamıyor. Aslında çoğumuz da zihnimizde bir çıkmaza düşmenin çok kolay olduğunu biliyoruz. Fakat bir çıkış planı oluşturmak bazen dünyadaki en zor iş. Fakat değerlerimizin başkalarına fayda sağlama temelinde olduğundan emin olduğumuzda hata anılarına dalmakla değil de yeni davranış oluşturmaya yönelmek işe yarayabilir. Bu gibi durumlarda da insanın insandan ve insanın bilgiden yardım istemesi doğaldır.

Kendinizle barışık olun.

Düşünce içinde bir Ademoğlu.

20.08.20

]]>
https://merhabaaustralia.com.au/bir-ademoglu-gozuyle-dusunce-davranis-ve-cevresel-faktorler/feed/ 0
Bir Ademoğlu Gözüyle: Beyaz Kağıt ve Siyah Nokta https://merhabaaustralia.com.au/bir-ademoglu-gozuyle-beyaz-kagit-ve-siyah-nokta/ https://merhabaaustralia.com.au/bir-ademoglu-gozuyle-beyaz-kagit-ve-siyah-nokta/#respond Tue, 21 Jul 2020 01:00:40 +0000 https://www.avustralyapostasi.com.au/?p=56743 Bir gün bir topluluğa verdiğim bir konuşmada, merkezinde siyah bir nokta olan beyaz bir kağıt gösterdim ve herkese ne gördüklerini sordum. Çoğu insan siyah bir nokta veya bir leke gördüklerini söylediler. “Bu bir sonsuzluk” veya “tek boyut” gibi cevaplar verenler de oldu.

Aradığım cevabı bulamadığımı anlayan topluluk merak dolu gözlerle bana bakmaya başladı. Ben de şöyle devam ettim;

Malesef çoğumuz kağıdın ortasındaki siyah noktaya odaklanır. Kağıdın kalan beyazlığı artık dikkatimizin maduru olmuş, unutulmuş ve göz ardı edilmiştir.

İşte bu sayfayı bir insan olarak düşünebiliriz.

Hepimizin siyah noktası veya noktaları var.

Toplum içerisinde insanların ilk dikkatimizi çeken özellikleri maalesef bunlar oluyor. Düşüncelerimizin yoğunluğunu buna sarfediyor ve vaktimizin çoğunu bunu tartışarak harcıyoruz.

Kağıdın yüzde birini bile doldurmayan, insanların leke olarak gördüğü bu nokta bir anda sizi tanıtan tek sıfat haline geliyor.

Kalan beyazlıklar, güzel kaliteler ve pozitif davranışlar hiçe sayılıyor.

Bu durumda unuttuğumuz ve dikkat etmemiz gereken birkaç nokta olduğunu düşünüyorum.

Birincisi kendi kağıdımızdaki noktalara bakmayıp başkalarının kağıtlarını eleştirmeyi kendi görevimizmiş gibi görmek.

İkincisi, o kişinin kendi kağıdını nasıl gördüğünü anlamaya çalışmamak. Misal, kişinin kağıdı tutuş açısı onu nasıl gördüğünü değiştirir. Belki de kendi gördüğü tarafta hiç beyaz nokta yok.

Üçüncü mesele ise ‘kara, karayı aklamaz’. O siyah noktayı siyah bir kalem ile beyazlatamadığımız gibi diğer insanlara da yıkıcı eleştiri, dışlama, gönül kırma ve onları başkalarına eleştirme ile zaman harcayarak onlara yardımcı olamayız.

Bunun yerine onların beyazlarına, güzelliklerine ve pozitif kalitelerine odaklanmalıyız. Yapıcı yaklaşımlar, empati, sevgi, hürmet, saygı ve kalbe hitap ile onların bu kalitelerini güçlendirmelerine yardımcı olmaya çalışmalıyız. Beyazın yoğunlaştığı bir ortamda siyah ya görülmez hale gelecektir ya da silinecektir.

Not: Siyah ve beyaz örnek amaçlı kullanılmıştır. Renklerin hepsi ayrı güzeldir.

Ümit dolu bir Ademoğlu.

20.07.20

STAY HOME > STAY SAFE > SAVE LIVES

]]>
https://merhabaaustralia.com.au/bir-ademoglu-gozuyle-beyaz-kagit-ve-siyah-nokta/feed/ 0
Bir Ademoğlu Gözüyle: Nasılsın? https://merhabaaustralia.com.au/bir-ademoglu-gozuyle-nasilsin/ https://merhabaaustralia.com.au/bir-ademoglu-gozuyle-nasilsin/#respond Mon, 22 Jun 2020 07:33:07 +0000 https://www.avustralyapostasi.com.au/?p=55362 Bu soruyu farklı dillerde her gün birbirimize soruyoruz. Her dilde sorup hiçbir dilde mana edemediğimiz bir soru malesef. Sıradan, selamlaşmak için kullanılan bir sorudan ibaret kalıyor genelde.

Dışta sessiz, içte gürültüsü çok olan o kadar insan var ki. İyiyim diyip geçiyor çoğu zaman. Ama iyi değiliz. Gerçi hangimiz iyi ki… Ama bazılarımız daha da kötü. Sorulduğunda ‘aynı işte’ diyoruz. Üstüne gidilmeyen bir cevap genelde. Daha öncesini bildiğimizi düşünüp, iyiymiş işte diyip önemsemiyoruz.

Batı Avustralya

Bir seferinde bana sorulduğunda ‘eskisi gibi’ dedim. ‘Eskisi nasıldı?’ diyen nadir de olsa birisi çıkmıştı. Beklemediğim bir cevaptı. Ama sustum gülümsedim sadece. Bir başka seferinde de ilginç bir diyaloğa şahit oldum. ‘Hayat mücadelesi işte’ diyen kişiye ‘kendimizi bu kadar acındırmayalım’ denildi.

O yüzden farklı cevaplar veriyorum. Bazıları boş yere ya da farklılık olsun diye yaptığımı düşünse de. Gerçekten mana ediliyor mu anlamak için. Sorsalar da anlatacağımdan değil ama, kendi kendime edindiğim bir sosyal deney işte.

Bazen de kendi kendimize sorarız ‘Nasılsın’ diye. Ya cevabından korktuğumuz, ya da unutmak istediğimizden geçiştiririz. Bir nefes almak isteriz, dinlenmek. Kendi kendimize sus deriz. Ama iç sesimizi susturmayı pek başaramayız. Bu yüzden dışarının gürültüsünden sessiz bir an bulduğumuzda, içimizin gürültüsü ürkütür bizi. Zihnimizin karanlığında, iç sesimiz elindeki lambayla bazen istediğimiz bazen de hatırlamak istemediğimiz olayları aydınlatıyor.

Pişmanlıklar, üzüntüler, haksızlıklar, endişeler, keşkeler adeta bir savaş için de; mutlu anılar, başarılar ve gülümseten yaşanmışlıklarla. Bazılarımızın terazisinde bizi üzenler ağır basıyor. Ama zihnimizin ışığı, aydınlattığı tarafı yoğunlaştırıp ona bir ağırlık katıyor ve nitekim terazinin dengesinde pay ediniyor. Bu yüzdendir ki mutlu şeylere odaklanmak onları çoğaltmasa bile yoğunlaştırıp, bize onları hatırlama refleksi kazandırıyor. O yüzden o kadar kişi pozitife odaklanmayı, mutlulukları düşünmeyi, krizlerden fırsatlar çıkarmayı öneriyor.

Bu satırları eskiden okuyor olsam, ’her şey iyi güzel de söylemesi kolay’ diye düşünürdüm. Evet, söylemesi kolay. Genelde buradan ileriye gidemiyoruz. Bazen çözüm o kadar büyük, sonuç o kadar uzak geliyor ki. O cesareti, enerjiyi ve umudu kendimizde bulamıyoruz.

Bundandır ki kendime ‘nasılsın?” diye soramadım çok zaman.

Bu umutsuz vakitlerde, küçük adımlarla başlamamız lazım. Sonucun uzaklığı, çözümün zorluğu bizi umutsuzluğa düşürmemeli.

Şu ana odaklı küçük hedeflerle heyecanlanmalı.

Belki duyamadığımız o içtenlikli ‘Nasılsın?’sorusunu başkasına sorarak başlayabiliriz.

Veya bir kahvenin devran sene hatrına sığınarak.

Belki bir mesajın içtenliğinde dinleriz başka zihinlerin farklı gürültülerini.

Belki bizim lambamız onların kendi zihinlerindeki güzellikleri görmelerine bir cesaret olur.

Kendinize ve başkalarına iyi davranın,

Mutlu olmaktan korkmayın.

Ümit dolu bir Ademoğlu

20.06.20

]]>
https://merhabaaustralia.com.au/bir-ademoglu-gozuyle-nasilsin/feed/ 0
Bir Ademoğlu Gözüyle: Kıvrımlı Çizgiler https://merhabaaustralia.com.au/kivrimli-cizgiler/ https://merhabaaustralia.com.au/kivrimli-cizgiler/#respond Thu, 21 May 2020 11:00:12 +0000 https://www.avustralyapostasi.com.au/?p=53912 Bir dost hasreti,

Okunmamış mektuplar,

Söylenmemiş cümleler,

İçimde bir burukluk ve

Gecenin yoğun nefesi…

Enaniyetimde tembellik hissettiğim, düşüncelerimi boş konuşma olmasın diye sakındığım bir zamanlardayım. Bu kağıdın ve mürekkebin benden kıymetli olduğu nazarı ile başlıyorum bu satırlara.

Yazmak ile susmak arasında bir berzahta kaldım hep. Daha doğrusu toplum için yazmak ve dışarıya susmak ismini verdiğim bir ikilemdeydim. Senelerdir biriken cümlelerime şahit etmek istemedim kimseleri. Sayfalar arasında saklı kalan yazılarım gibi yıllandı, yıprandı, eskidi ama eksilmedi duygular.

Hem kim benden ne öğrensin ki diye düşündüm.

Yaptığım işler, söylediğim kelimeler, boş konuştuğum yazılar ne kadar da değersiz dedim ve yayınlamaktan hep çekindim. Kim benden ne öğrensin diye düşündüm. Hem örnek alınacak birisi de değilim zaten.

Kendine haksızlık ediyorsun diyenlere bence kendime bir fırsat veriyorum dedim. Bilmediklerimi öğrenmek için bir fırsat. Sürekli olarak öğrenmenin ikinci aşamasında olmanın hazzını duydum. Herhangi bir konuda bilgi sahibi olduğumu kanıtlamaya çalışmadım. Hep bilinçli yetersizlikte olduğumu düşündüm. Bu da bilmediklerimin farkında olmamı sağladı.

Yaşa, ırka, cinsiyete, dine bakmadan ve yargılamadan, nicelerinden öğrenmeme vesile oldu. Özdekçiliğe değil de insan deneyimlerine değer vermek, anlamaya çalışmak ve minnettar olmak en büyük mükâfatlardan oldu bu serüvende. Nitekim enaniyetimi de bir nevi güçsüz bıraktı. Bu sebeple sakladım ve saklandım hep.

Belki bu kıvrımlı çizgiler birilerine yardım eder umudu ile yazıyor ve döküyorum içimi. Dostun yaz diye tavsiyesi ve birkaç ümit buluşturdu bu gafili sizlerle. Ümit ederim ki fikir fikri doğurur ve bu laf kalabalığım sizlere bir şekilde ilham verir. Belki bir iç serüvenine çıkmamızı sağlayıp zihnimizin ve kalbimizin gizli köşelerindeki cevherleri bulmamıza yardım eder. Hem belki ben sizden, siz de kendinizden öğrenirsiniz. Nihayetinde en çok da kendinden öğrenir insan. Dinlemeyi bilse…

Yazı büyük bir hazine. Bu kıvrımlı çizgiler nasıl da hayatımızın en vazgeçilmezlerinden. Toplumun yapıtaşı ve doğanın bir kanunu.

Nice bilgileri sığdırdığımız, nice duygular taşıttığımız bir mürekkep ahengi. Bilginin ve fikrin zaman ve mekan işlenmesi.

Yazmak belki de bundan kıymetli.

Beraber öğrenmek, içimizdeki çığlıkları dindirmeye çalışmak ve ruhlara bir soluk olmak emeli, ‘biri’ ‘biz’ yapıyor.

Kağıda özlem bir mürekkep misali  selamlıyorum sizleri. Beraber çıkacağımız serüvenlere niyetle…

Varmak değil, yol güzel derler.

Belki de varıp bitmemek güzel.

Her durak bir diğerine gebe.

Yol bitmiyor,

Biz bitiyoruz.

Ümit dolu bir Ademoğlu

20.05.20

]]>
https://merhabaaustralia.com.au/kivrimli-cizgiler/feed/ 0