rank-math domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131rocket domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131Her birimizin içten içe korktuğu şeyler olabiliyor. Hayal ettiklerimizi gerçekleştirmek istiyoruz. Harekete geçiyoruz. Yapabilecek miyim? Kendime inanıyorum fakat bu yeterli mi? düşünceleri doluşabiliyor zihnimize.. İyi, güzel bir meslek istiyoruz. Kararımız değişebiliyor başka bir tanesini düşünüyoruz. İstediğimiz şeyleri belirleyip çalışmamız gerekiyor. Ya olmazsa, eksiklerim var… gibi şeyler geliyor aklımıza sonra. Sanki hep bir bahane üretiyoruz gibi gelse de içten içe korkuyoruz aslında. İstediğimiz okulu kazanıyoruz ardından bitirme endişesi yer alıyor. Mezun olunca da iş imkanı ve başka sınavlar hakkında kaygılanıyoruz..
Ömrümüzün büyük çoğunluğu bir şeyler hakkında endişe etmek ile geçiyor diye düşünüyorum. Arabamı alabilecek miyim, zor durumdayım, iş, okul, sorumluluklar, beklenen desteği görememe, aile özlemi gibi bizi yoran durumlar ve hissiyatlar oluyor. Çıkmazda hissedip bizi seven çevremizdeki insanları uzaklaştırabiliyoruz. Haksız yere hem de…
Evet kabul etmek gerekiyor ki hayatımızın her dönemi müthiş güzellikte geçmiyor. Zorluklarla mücadele edip daha da güçlenmemiz için hayat bize olanak sağlıyor. Belki de o şekilde düşünüp kendimizi kandırıyoruz, bu düşünceye de sahip olabilirsiniz..
Az önce okudukların ile negatif, umutsuz ve kaygı arttırıcı bir enerjiye kapılmadığını umit ederek ..
Merhaba :) Umarım sonbahar umduğundan iyi geçer.. Hayat sana mucizelerini sunmaya devam eder.

Şu zamana kadar doğan yaklaşık 110 milyar insandan biriyim. Dünyaya Ekim ayında gelmemden kaynaklı belki de, Ekim’in ayrı bir güzelliği olduğu düşünüyorum. Ve gök gürültüsü eşliğinde yağmurun cama vurarak ses çıkarmasını, rüzgar ile yüzüme damlacıkların doluşmasını, hırka, çorap, mum ve kahve ile sevdiğim insanlarla zaman geçirmeyi özledim.
Küçükken ve aslında zorluklar yaşadığım bir dönemde, ablam ile birlikte kendimize ait özel bir tarif geliştirmiştik. Ve akşamları onu yapar, mumu yakıp dışarısı buz gibiyken, yerdik. İnanılmaz iyi hissettiriyordu.
Çocukken bana alınan bir günlüğüm var. İçine duygularımı heyecanlarımı ve üzüntülerimi, hislerimi yazıyordum. Aslında her yaş günümde gelecekteki kendime notlar yazıyordum. 11 yaşındaki kendimi de okuyabilmem komik ve tuhaf bir duygu. Doğum günümün heyecanını da.
Geçmişteki anılarımızı biriktirip onları gördüğümüzde duygulanmamız, hoş bir tebessüm içerisinde olmamız tarifsiz bir şey.. 9-10 yaşlarındayken abimle birlikte sokakta koşuyorduk. Dalağım şişmişti ve yetişmemiz gereken bir tiyatro oyunu vardı. İlk tiyatroya gitme heyecanımı onunla yaşamış olmam benim için çok kıymetli. Biletlerimizi hala saklıyorum. Ve onunla bu güzel anılar, kendisinin tiyatro ile ilgilenmesi ve inanılmaz bir yetenekte olması, benim de içimdeki tiyatro sevgimi açığa çıkartmamı sağlamıştı.
Hepimizin ölüm karşısında yenilgide olduğumuzu, bedenlerimizin bir gün çürüyeceğini ve nefes aldıkça, yaşadıkça sevdiklerimizle olmamız gerektiğini düşünüyorum. Biliyorum, bizi nelerin beklediğini bilmiyoruz. Kaygı, korku içerisinde olabiliyoruz. Yalnız hissedebiliyoruz. Zorlukların altında kaldığımızı ve dayanacak gücümüzün olmadığı hissiyatına kapılabiliyoruz. İnsanlardan, sevdiklerimizden, ailemizden uzaklaşmak istiyor da olabiliriz.
Değişimlere direnmek yerine teslim ol.’’Bırak hayat sana rağmen değil, seninle aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
– Şems-i Tebrizi.
İçimizdeki gücü fark etmeliyiz…
Kendine mektup yazmanı istiyorum. Eğer sen de istersen. Şuanki durumunun seneye bugün geçeceğini, farklı bir sürecin seni beklediğini ve inancını yüksek tutup, güzel şeyleri göreceğini, kendine söylemek istediğin ve seneye okuduğunda ne hissetmek istediğini düşünerek, yazmanı istiyorum. Bunu çocuğunun yaş günü için eşinin veya sevdiğin insanın ileride okuması için onlara ve kendine özel anlamlı, keyifli bir yazı yazabilirsin. Tarih ve saat eklemeyi unutma.
Benim içinse bu yazımı da seneye Ekim ayında okuduğumda, güzel ve memnun hisler içerisinde olacağımı düşünüyorum. Ve her yıl ömrün yettikçe daha fazla not yazacaksın kendine…
Bu düzeni bozulmuş, kirletilen dünyada, çirkinlikleri silebilmeye dilerim katkı sağlayabiliriz..
Ve bizlerin evrenden geçen birer hikaye olduğumuzu, hakikatin derin olduğunu fark edebiliriz…
“İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.”
İçindeki güzelliği yansıtman dileği ile..
Sevgi ve umutla…
DEVA
]]>Sonsuz öğrenme sürecimde ümit ederim ki yazı kendimi öğretir bana..
Öğrenmeye aç, anlatmayı seven, dinlemeyi daha çok seven bir insan olsam da ve yazdıklarım okuyanların yüreğine dokunuyormuş gibi hissetsem de yetersiz olduğumu düşünmem olağan gibi geliyor bana.
Düşünerek ve içime sinerek yazıyorum bu satırları…
Merhaba. Umarım iyisindir ve hayat mucizelerini karşına çıkartır. Şu an kader yollarımızı kesiştirdiyse muhakkak bir sebebi vardır diye düşünüyorum.
İnsanların içinde iyilik ve kötülük bulunur. Ve seçtiğimiz tercihler farklı sonuçlar doğurabilir.
Dramatik bir film izlediğinizi ve karakterin yaşadığı olayları, duyguları derinden hissettiğinizi hatırlamanızı istiyorum. -Hatırlamanızı dedim çünkü böyle bir durumu yaşayacak empatiye sahip olduğunuzu biliyorum.-
Oyuncu ağlıyor ve sizin gözleriniz doluyor…
Maç izlerken tuttuğunuz takımın oyuncusu gol attığında onun kadar seviniyorsunuz veya hayal kırıklığını hissediyorsunuz..
Bizlere bu duyguları hissettirenin beynimizdeki “Ayna nöronlar” olduğunu öğrendiğimde ilgimi çekmişti…
Empati yapmamızı ve fiziksel tekrarı öğrenip, taklit etmemizi sağlayan nöronlar.
Televizyonda şiddet içeren bir vidyo gördüğünüzde beyniniz, o eylemi gerçekleştiren kişinin beynindeki ile aynı bölgede uyarıya sahip oluyor.
En yakınlarımıza benzerliğimiz; onları izlemememiz, öğrenmemiz ve taklit etmemizden kaynaklanıyormuş.
Son günlerde düşündüğüm gülümseme konusu ile bağdaştırdım zihnimde.
Satıcının anlam veremediğim kaba ve sert tavırları sebebi ile beğendiğim bir eşyayı almayışımın ardından, tesadüf eseri bir yerde rastlamıştım daha güzeline..
Hani bedeninizden, çevrenizden, maddelerden öte farklı bir huzurun olduğu hissiyatına bürünüp, içinizin hoş, tatlı bir duygu ile dolduğu ve evrenin isteklerinizi hiç beklemediğiniz anda önünüze serdiğini hissettiğiniz bir an vardır ya… Tam olarak böyleydi …
İnsanların ses tonu, jest ve mimiklerinden hangi duyguya sahip olduğunu hissedebiliyoruz. Kişisel gelişim kitaplarında bahsedilen, insanların kötü enerjisini almamak söylemi ve bizlerinde karşımızdaki insanların duygu durumlarını taklit etmemizin, bu sebepten kaynaklı olduğunu akla getiriyor.
Bir sevdiğimiz karşımızda ağladığında kahkaha atamıyoruz, onun hissettiklerini hissediyoruz bir nevi.. Karlı bir gecede yorganın altında, sahlep içerken izlediğimiz aşk filminde çiftin tartışmasını, mutluluklarını acılarını hissedip onları yaşayabiliyoruz..
Aynı şekilde gülümseyen bir insanı gördüğümüzde, gülümsüyoruz istemsizce. Bu genelde daha çok çocuklarda oluyor aslında. Arabada, yeşil ışığı beklerken kafanızı çeviriyorsunuz, yan araçta ki bir çocuk ile göz göze geliyorsunuz. Yanaklarını dolduran bir tebessüm ile size el sallıyor.. Gülümsüyorsunuz ve dünyayı yaşanabilir kılanın masum ve saf varlıklar olduğunu hatırlıyorsunuz..
Yapabilirseniz şayet, -bahanelere sığınmadan- bir hayvan sahiplenin. Günün yorgunluğunu onu severek atın üstünüzden. Onunla konuşun. Sizi yargılamayan, hatalarınızı yüzünüze vurmayan bir dost gibi düşünün. Karşısında ağladığınızda oda üzülecektir. Sizi gerçek anlamda yalın bir şekilde sevecek ve siz sevdikçe daha da güzelleşecektir.
Çevremizde ve içimizde aslında kusursuz güzellikler yatarken insanların neden bunlara zarar verdiğini anlayamıyorum. Neden hamile bir hayvanı torbaya koyup yola atar. Bu kelimelerin aynı cümlede yer alması bile iç acıtıcı değil mi? Neden varlıklara fiziksel ve mental şiddet gösterirler. İnsanlar (!) İnsanlara…
Anlayamadığım ve üzerinde konuşulması gereken birçok konu var. Konuşup çözüme bağlanması gereken, farkındalık yaratılması gereken.
Ben mi? Ne süper kahramınım ne de Harry Potter’ım. Tek bir hareketle daha iyi bir yer yapamam dünyayı, ama adım atabilirim. Hepimiz adım atabiliriz.
Yapılan araştırmalara göre gülümsemek bedenimizin ve zihnimizin hissettiği stresi azaltırmış. Ortalama bir yetişkin günde sadece 20 defa gülümsermiş, ne üzücü değil mi?
1 gün boyunca çevrenizdeki insanlara tebessüm etmeyi denemenizi istiyorum. Bunu bir deney gibi düşünebilirsiniz. İnsanların sizinle konuştuğu esnada veya göz göze geldiğinde gülümseyeceklerini göreceksiniz. Sizin güzel enerjinizi onlar da hissedecek.
Bu fani dünyada umarım ki yaşama sebebimizi ve kendimizi bulabiliriz..
Yolculuğunda başarılar dilerim..
Sevgi ve tebessümle..
DEVA
]]>