rank-math domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131rocket domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131Çeşitli ziyaretlerde bulunmak üzere Trabzon’a gelen Avustralya’nın Ankara Büyükelçisi Marc Innes Brown, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasını (TTSO) ziyaret ederek, Yönetim Kurulu Başkanı Suat Hacısalihoğlu ile görüştü.
Brown, burada yaptığı konuşmada, Avustralya ve Türkiye’nin çok sıcak ilişkileri olan iki ülke konumunda bulunduğunu ancak buna rağmen ticaret hacminin arzulanan seviyede olmadığını vurgulayarak, “Oysa Avustralya dünyanın 12, Türkiye 16. büyük ekonomisi. Her iki ülke de G-20 üyesi. Avustralya ve Türkiye olarak ticaret ve yatırım anlamında çok daha fazla şeyler yapabilmeliyiz.” diye konuştu.
Avustralya’nın madencilik, tarım, finans ve eğitim alanında güçlü bir ülke olduğuna dikkati çeken Brown, şu değerlendirmede bulundu:
“Bu alanlarda birbirimize yardımcı olabiliriz. Son olarak Mersin Limanı’nın yarısını Avustralyalı bir firma aldı. Bugünkü ziyaretimiz bir başlangıç. Benim açımdan geleceğe yönelik umut veren ve yararlı bir ziyaret oldu. Ayrıca bugün iyice ikna oldum ki Trabzon bu bölgenin ekonomik merkezidir. Bunu sadece Türkiye anlamında söylemiyorum, daha geniş bir coğrafyada bunu değerlendirmek gerekir. Trabzon ekonomik anlamda çekici bir yer.”
Brown, en önemli görevlerinden birinin ticaret ve yatırım ortamının iyileştirilmesi için çalışmalar yürütmek olduğunu da sözlerine ekledi.
“Trabzon hinterlandının en güvenilir yatırım noktası konumundadır”
Hacısalihoğlu ise Trabzon’un tarih boyunca bir ticaret ve lojistik merkezi olduğuna işaret ederek, “Tarihi İpek Yolu’nun Karadeniz’e ve dünyaya açılan kapısı olan Trabzon’da günümüzde de ekonominin yüzde 80’i ticaret olarak devam etmektedir. Kentteki 4 organize sanayi bölgesinde devlet teşvikleri ve bedava arsa tahsisine kadar birçok yatırım kolaylığı sağlanmaktadır.” dedi.
Hacısalihoğlu, Trabzon’da sanayi konusunda da önemli yatırımlar yürütüldüğünü aktararak, şunları kaydetti:
“3 milyon metrekarelik alan üzerine kurulacak olan Yeşil Endüstri Bölgesi, orta ve yüksek teknolojide üretim yapılacak bir bölge olacaktır. Avustralyalı yatırımcıları da sizler aracılığıyla endüstri bölgemizde yatırıma davet etmek istiyorum. Trabzon Kafkaslar, İran, Rusya, Afganistan gibi geniş bir hinterlanda sahiptir. Trabzon ayrıca hinterlandının en güvenilir yatırım noktası konumundadır. Deniz yoluyla tüm dünyaya bağlantısı bulunmaktadır. Kısa zamanda bitirilmesini umduğumuz demir yolu hattıyla da Erzincan kanalıyla çok geniş bir coğrafyaya bağlanacaktır. Biyoteknoloji ve inovasyon merkezi, eğitim alanındaki yatırımları, gelişen turizmi, tarihi ve doğal güzellikleri ve daha birçok olanağıyla bölgesinin kilit noktası konumundadır.”
Trabzon insanının en önemli özelliklerinden birinin girişimciliği olduğunu vurgulayan Hacısalihoğlu, şöyle devam etti:
“Dünyanın her yerinde bir Trabzonlu girişimci vardır. 110 ülkeye ihracat yapılması da bunun kanıtıdır. En büyük beklentimiz Endüstri Bölgesine Avustralyalı firmaların gelip yatırım yapmasıdır. Gerekirse karşılıklı ziyaretlerle buradaki yatırım olanakları Avustralyalı girişimcilere anlatılabilir. Böylece karşılıklı işbirliği konusunda da ilk adım atılmış olur.”

2017 yılında Avustralya’dan canlı olarak satın alınan 239 bin 210 damızlık olmayan küçükbaş hayvan, Türkiye’nin geçen yıl yurt dışından satın aldığı toplam küçükbaş hayvan sayısının yüzde 85.23’lük bir kısmına tekabül ediyor.
]]>
14 Nisan 1915 tarihinde Seddülbahir’de şehit olan Yüzbaşı Kâzım Efendi’nin son mektubu…
“Sevgili kardeşim
Ben vatan ve millet uğrunda bana düşen vazifeyi ifa ettim. Artık gerisini size terk ediyorum. Cümlenize hakkımı helal ettim, tabiidir ki siz de helal edersiniz.
Hemşiremin, Ziya’nın Kemal’i hasretle gözlerinden öperim. Muhterem amcamın ellerinden öperek dualarını her zaman beklerim. Çoluk çocuğumu evvel Cenab-ı Hak’ka sonra vatan ve millete ve sizlere emanet ederim.
Sevgili valideme, aileme, çocuklara güzel bakınız. Tahsillerine himmet ediniz. Maaşlarının tahsisi, icap eden muamelenin ifası için arkadaşlardan alayımızın tabur katibi ve aynı zamanda alay naibi bulunan Hasan Efendi’ye yazdım.
Bulunduğum fırkanın kumandanı Miralay Remzi Bey, alay kumandanı Binbaşı Halil Bey’dir. Bu isimler size lazım olursa kendileriyle muhabere edersiniz. Binbaşımız Şevki Bey de benim gibi tehlikede bulunduğu için sağ kalırsa ona da müracaat edersiniz. Kolordu kumandanımız malum olduğu üzere Esat Paşa Hazretleri’dir.
Hayvanım hakkında lazım gelen muamele için de kâtip efendiye yazdım. Oradaki hakkımı da çocuklarım için ararsınız. Sana çok rica ederim, efrad-ı ailemi, validemi hiçbir vakit üzme. Daima rıfk ile muamele et. Bana acımasınlar. Ben mukaddes vatan vazifem uğrunda terk-i can ettim, bahtiyarım. Cenabı Hak sizleri de bahtiyar buyursun. Baki cümlenizi Cenabı Hak’ka emanet ederim sevgili kardeşim.
Kâzım”
“Ruhumu şâd edin yeter”
Gelibolu cehenneminden hepinize merhaba!
Bu mektubu size yazmak niyetinde değildim. Aslında ben artık kimseyle konuşmak, kimsenin yüzünü görmek istediğimden de emin değilim.
Hem siz benim buraya cehennem dediğime bakmayın burası hakikaten güzel bir yer. Üzerleri toz toprakla örtülmeden önce zeytin ağaçlarının bolluğu, savaşa aldırmadan her yanda pıtır pıtır açan kırmızı gelinciklerin neşesi, akşamları yarımadayı kızıla boyayarak batan güneşin insanın içini acıtan güzelliği ve bir de Gelibolu bülbülleri.
Gelibolu’da hâlâ un ufak olmadan kalan küçük bir ruh parçam mevcutsa bunu bülbüller sağlamıştır.
Eğer o sırada bir Türk öldürmüyor ya da Türkler tarafından öldürülmüyorsak, Gelibolu’nun muhteşem gurubunu seyrediyoruz.
Ege Denizi’nin içine gömülen güneşin biraz önce Pasifik Okyanusu’ndan yükselerek Yeni Zelanda’daki ertesi günü aydınlattığını bilmek insanın canını acıtıyor. Fakat bu acı hissi çok kısa sürüyor, sonra yeniden katılaşıyorum.
Artık saatlerce hiçbir şey hissetmiyor ve duymuyorum. Bu arada sadece bakıyor, saklanıyor, ateş ediyor, süngü takıyor, düşman öldürüyor, bit ayıklıyor, yemek diye verdikleri kuru bisküvi, kraker, kuru et parçalarını kemiriyor, zaman olursa yatıyor, çok ender olarak da uyuyorum.
Ben artık sadece bir Anzak askeriyim. Ne sevdiğim şarkılar, yemekler, kokular ne de sevdiğim insanlar… Ben artık bir sayıyım. Yaşayan bir sayı. Ölürsem o zaman da bir sayı olacağım. Vatan uğruna kahramanca ölmüş bir sayı. Kahramanca ve vatan uğruna! Kahramanlık mı? Hadi yaa. Kahramanlık zorla olmaz. Vatana gelince… Burası Türklerin vatanı ve bu savaş bizim savaşımız değil. Bizler İngilizlerin de söyledikleri gibi sadece hevesli oğlan çocuklarıyız. Asıl kahraman olan Türkler. Johnny Türk dediğimiz Türkler vatanlarını savunmak için bize karşı çok ağır şartlar altında direniyorlar ve kahramanca ölen asıl onlar.
Geçen hafta ölüleri gömmek için karşılıklı ateşkes ilan edildiğinde ilk defa Türkleri yakından ve canlıyken gördük. Türkler bize anlatılan canavarlara benzemiyordu. Onlar da gözlerinde endişe ve keder olan genç insanlardı. Onların da arkalarında bekleyen üzüntülü aileleri, yaşlı anne-babaları, karıları belki de sevgilileri vardı. Onlar da yaralanınca acı çekiyor, onlar da gencecik hayallerini bırakıp ölüyorlar. Türkler de insandı.
Bana sigara ikram eden iki Türk’e ben de konserve et verdim, ama kabul etmediler. Bu sığır etidir dediysem de inanmadılar. Aslında anlamadılar. O zaman ellerimle kafama boynuz yapıp öküz gibi böğürdüm. Güldüler. Ben de güldüm. Orada savaş meydanında etrafımız askerlerin cesetleriyle doluydu, biz düşmandık ve birbirimize gülüyorduk. Bana sigara ikram eden Türklerden biri sen no İngiliz diye şaşırarak sordu. Ben İngiliz değilim dedim. Sonra elini uzattı ben TÜRK dedi. Bana uzatılan eli tuttum. Orada, Gelibolu’nun en kanlı savaşlarının yapıldığı o tepede, el sıkıştık. Ben artık bu adamla nasıl düşman olabilirdim?
Ben bu adamla neden düşman olmuştum ki? Düşmanım o anda artık arkadaş Türk olmuştu.
Ben bu savaşta ölmeyi reddediyorum.
Bu benim savaşım değil.
Fakat yaşamak için de hiç isteğim kalmadı.
Tanrım günahlarımı affet.
Hepinizi çok seviyorum.
Ebediyen sizin oğlunuz.
Alistair John TAYLOR
GELİBOLU 1915
Victoria Muharip Gaziler Derneği Türk Şubesinin davetlisi olarak Anzak törenlerine katılmak üzere Avustralya’da bulunan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı da programda hazır bulundu.
İki ülkenin milli marşlarının okunmasıyla başlayan programda katılımcılar, Çanakkale Savaşları sırasında hayatını kaybeden Türk ve Avustralyalı askerler için saygı duruşunda bulundu.
Andrews, Başbakan Turnbull’un Türk toplumuna yönelik mesajını okudu.
“Türk askerlerine ve Türk halkına karşı derin bir saygı var”
Victoria Çok Kültürlülük Bakanı Robin Scott, programın ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada “Savaştan sonra muhteşem bir dostluk oluştu, insanlar karşılıklı saygı ile bir araya geliyorlar, (Avustralya’da) Türk askerlerine ve Türk halkına karşı derin bir saygı var. Türkiye’de de Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar’a karşı derin saygı var.” dedi.
Victoria Muharip Gaziler Derneği Türk Şubesi Başkanı Ramazan Altıntaş da Avustralya’da yaşayan Türklere duyulan saygının, savaş esnasında ve sonrasında gösterilen mertliğin bir göstergesi olduğunu belirtti.
Altıntaş, “103 yıl evvel bizim dedelerimiz, Gelibolu’da, Johnlar ve Mehmetler birbirleri ile savaştılar ama mertçe savaştılar, ikisi de görevlerini yaptılar. Biz bugün burada Avustralyalı dostlarımızla aynı masada yemek yiyorsak, o şehitlerimizin, gazilerimizin Gelibolu’da mertçe savaşmalarından dolayıdır.” ifadelerini kullandı.
]]>Anzak askerlerinin mezarlarını ziyaret eden Connors, bölgedeki rehberlerden de savaş hakkında bilgi edindi.
Connors, Anzak Koyu’nda Şarapnel Vadisi Mezarlığı’nı ziyareti sırasında, savaşta hayatını kaybeden yakın arkadaşının amcası Regenual Duke’nin mezarını görünce duygularına hakim olamadı.
Zaman zaman gözleri dolan Connors, savaşta hayatını kaybedenler için dua etti.
“Mezarı görünce çok duygulandım”
Wayne Connors, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Regenual Duke’nin savaşta Anzak Koyu’ndan karaya ilk çıkan askerlerden olduğunu anımsattı.
Duke’nin yaklaşık 10 gün savaştıktan sonra bir keskin nişancı tarafından başından vurularak hayatını kaybettiğini anlatan Connors, şunları söyledi:
“Duke’nin mezarını ziyaret ettim. Onun burada olduğunu biliyordum. Mezarlıkları ziyaret ederek, mezar taşlarında Duke’nin ismini aradım. Mezarı görünce çok duygulandım. Gelibolu gezisi bizim için çok anlamlı ve duygu dolu geçiyor. Burada bulunmaktan çok mutluyum.”
“Türklerin bize karşı misafirperverliğinden memnunuz”
Connors, babasının da 2. Dünya Savaşı’nda görev aldığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ne yazık ki eskiden dünyada olan savaşlardan kimse ders almadı. Şu an halen etrafımızda savaşlar var. Neden herkes barış içinde yaşamıyor. Her insanın çocuklarını yetiştirebileceği bir dünya istiyorum. Dünyadaki insanların huzur ve güven içinde yaşamasının tek yolu barıştan geçiyor. Türkiye’de ise çok mutluyuz. Türklerin bize karşı misafirperverliğinden çok memnunuz.”
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Avustralya hükümeti tarafından finanse edilen ve Avustralya Dışişleri ve Ticaret Bakanlığı’nın yurt dışı elçilikleri kanalıyla yönetilen, Doğrudan Yardım Programı (DAP) isimli hibe programı desteğiyle İstanbul Valiliği’nin koordinesinde, “Yaşama Güzellik Katıyoruz” isimli proje ile İAÜ’nde 30 Suriyeli kadın Türkçe ve kuaförlük eğitimi alıyor.
Programa Büyükelçinin yanı sıra İstanbul Valiliği’nden İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürü Harun Yaman, Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı (AKEV) Müdür Vekili Sinem Ucal Çepni, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Halkla İlişkiler Müdürlüğü ve İstanbul Valiliği “Yaşama Güzellik Katıyoruz” Proje Koordinatörü Sabiha Berna Yıldız katıldı.
Marc Innes Brown, ziyareti sonrası yaptığı değerlendirmede, projeye verdikleri destekten dolayı duyduğu mutluluğu dile getirerek, “Bu proje işbirliğinin çok iyi bir örneği. Bu kadar motive insanları bir arada görmek, onların bu eğitimden faydalandığını ve bizim de onlara destek verdiğimizi bilmek beni çok mutlu etti.” ifadelerini kullandı.Brown, projede emeği geçenlere teşekkür etti.
Proje süresince kursiyerlerin ulaşım ve yemek ihtiyaçları İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından, kursiyerlerin seçimi konusunda gerekli olan destek ise İstanbul İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından sağlandı.
Kursiyerlere, Göçmenler ve Sığınmacılar Dayanışma Derneği, Zeytin Ağacı Derneği ve Kadın Dayanışma Vakfı aracılığıyla ulaşılmış olup, söz konusu sivil toplum kuruluşları eğitim süresince kursiyerlerin çocuklarına kreş hizmeti de sağlıyor.