rank-math domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131rocket domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131Gaiplik, belki de çoğumuzun ilk defa duyduğu, karşılaştığı bir tabir. Peki o halde ne anlama gelmekte Gaip?
Kendisinden uzun süredir haber alınamayan, kayıp ve ölmüş olma olasılığı yüksek olan kimselere Gaip denir.
Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir.
Gaiplik kararının istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekmektedir.
Mahkeme, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağırır.
Gaiplik kararı, hâkimin bildirmesi üzerine, ölüm kütüğüne kaydedilir.
Gaipliğine karar verilecek kişi, ilan süresi dolmadan ortaya çıkar veya kendisinden haber alınırsa ya da öldüğü tarih tespit edilirse gaiplik istemi düşer.
Mahkeme tarafından Gaiplik kararı verildiği takdirde, ölüme bağlı haklar, o kişi ölmüş gibi kullanılır. Bunun en başta gelen sonucu, hakkında gaiplik kararı verilmiş kimsenin (gaibin) mirasının açılması, bunun mallarının mirasçılarına geçmesidir. Mirasın geçebilmesi için, gaiplik kararının alınmış olması yasal olarak şarttır.
Gaibin mirasçıları tereke (miras bırakanın malları) mallarını teslim aldıktan sonra gaibe bir miras düşerse, ona düşen miras payı gaiplik sebebiyle kendilerine kalacak olanlar, ayrıca bir gaiplik kararı almak zorunda kalmaksızın bu miras payının kendilerine teslimini isteme hakkına sahiptirler.
Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez. Bu durumda gaiplik kararı haricinde ayrıca evliliğin feshi davası açılması gerekmektedir.
Kocanın gaipliğine karar verilmesi halinde üçyüz günlük süre, ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden işlemeye başlar. Üçyüz günlük süre Türk Medeni Kanununda İddet Müddeti diye ifade edilmiş bulunan, boşanmadan sonra da kadının bu süre içerisinde evlenememesi ya da hastaneden hamile olmadığına dair rapor getirmesi halinde üçyüz günlük süre dolmadan evlenebileceğine ilişkin düzenlemedir. Böyle bir düzenlemenin amacı; boşanırken hamile olması halinde ileride babalık davası vs ile çocuğun haklarının korunmasıdır.
Mahkeme Gaiplik kararını vermesi halinde mahkemece on gün içinde o yerin nüfus müdürlüğüne karar bildirilir ve nüfus memurlarınca aile kütüklerine tescil edilir.
Gaiplik,
Özellikle uzun süredir Türkiye dışında bulunup, haber alınamayan, Türkiye’ye gelmeyen yada gelemeyen kişilerin muhatap olduğu durumlardandır.
Türkiye’ye gelmemesine rağmen, üst soylarından miras kalıp bundan haberi olmayan ve memlekette olan yakınlarının yani haberi olanların daha fazla hisse sahibi olabilmesi amacıyla başvurdukları bir yol olarak da karşımıza çıkmaktadır.
Yasal olarak hak ve menfaatlerde kayıp yaşanmaması, mağduriyetlere neden olmaması için mutlaka hukuki destek alınmasını önermekteyiz.
Selam ile…
Avukat Cihan KARAGÖZ
Türkiye
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
Cihan Karagöz
Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.
Avustralya Türkleri olarak bizler de dahil olmak üzere anavatan dışında 6,5 milyonu aşkın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşıyor. Gurbette olmamız, Türkiye ile ilişkilerimizin devam etmediği ya da etmeyeceği anlamına gelmiyor. Bilakis, küreselleşmeyle beraber dünyanın giderek global bir köy haline geldiği günümüzde; güçlü iletişim ağı, bilgi ve teknolojiye ulaşmanın inanılmaz kolaylığı, mesafe tanımaksızın Türkiye başta olmak üzere dünyanın her noktasıyla ilişkilerimizi her an canlı tutup devam ettirebilmemizi sağlıyor. Tabiki hukuk alanındaki gelişmeleri de bu durumdan bağımsız düşünmemek gerekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre Cihan Karagöz tarafından cevaplandırılmasını istediğiniz hukuki konularla ilgili sorularınızı, şehir ve semt adınızla birlikte info@avustralyapostasi.com.au elektronik posta adresimize yollayabilirsiniz.
‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.
Kamulaştırma, şahsa ait bir taşınmazın kamu hizmet amacında kullanılmak üzere devlet tarafından satın alınmasıdır. Yetkili idare, kamu yararına kullanılmak üzere gerekli gördüğü yerleri kamulaştırabilir. İdarenin kamulaştırma işlemine karşı taşınmaz sahibinin de hakları bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre devlet ve kamu tüzel kişileri kamu yararı koşuluyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını kamulaştırmada yetki sahibidir. Bu nedenle üzerinde yapı olsa da olmasa da tarlalar, arsalar, araziler ayrıca apartman daireleri vb. kamulaştırmanın konusu olabilir.
Kamulaştırmayı yapacak olan yetkili kurum, kamu yararı kararı almakta ve bu karar, ilgili mercii tarafından onaylanmaktadır. Daha sonra kamulaştırılacak taşınmazın kayıtlı bulunduğu tapu sicil müdürlüğüne yazı yazılarak taşınmazın üzerine kamulaştırma şerhi konulması talep edilir ve böylece kamulaştırma şerhi ilgili taşınmazın tapu kaydına da işlenilmiş olur. Ardından taşınmazın değerini tespit etmek amacıyla kıymet takdir komisyonu görevlendirilir. Kıymet takdir komisyonunun belirlediği bedel üzerinden taşınmazı pazarlıkla satın almak üzere uzlaşma komisyonu oluşturulur. Taşınmazın maliklerine yazı yazılarak söz konusu taşınmazı pazarlıkla ya da takas usulü ile satın almak istenildiği bildirilerek davet edilir. Kamulaştırılacak olan taşınmazın sahibinin 15 gün içinde idareye başvurması ile uzlaşma komisyonunca belirlenen bir tarihte pazarlık görüşmeleri başlar. Bu görüşmelerde, önceden belirlenen bedelin üzerinde olmamak kaydıyla bir anlaşmaya varılırsa tutanak tutulup taraflarca imzalanır. Tapuya gidilerek kamulaştırma işlemini gerçekleştiren kuruma malik tarafından taşınmaz devredilir ve belirlenmiş bulunan bedel taşınmazın sahibi adına bankaya yatırılır.
Diğer taraftan bu süreçte sorun çıkarsa, ‘kamulaştırma davası‘ olarak bilinen kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası söz konusu olur. Dava aşamasında kamulaştırma bedeli, yapılacak olan keşif incelemesi ve bilirkişi raporu ile tespit edilir.
Yukarıdaki açıklamalarımızdan da anlaşılacağı üzere kamulaştırma sürecinde öncelikle anlaşma yoluna gidilir. Yani ilgili kurum taşınmazın malikini ikna etmeye çalışır. Buna satın alma usulü denir. Eğer kamulaştırmayı yapacak kurum malik ile anlaşamaz ise kamulaştırma davası yoluna gidilir.
Kamulaştırma davası olarak bilinen kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası belirttiğimiz gibi kamulaştırmayı yapan kurum tarafından açılabilecek bir dava olup bu davadaki konu kamulaştırma bedelinin belirlenmesidir. Ancak buna karşı kamulaştırmaya karşı çıkan malik de kamulaştırmanın iptali davası açabilir.
Malik, kamulaştırmada sakat bir durum olduğu talebiyle, örneğin kamu yararı bulunmadığı gerekçesiyle kamulaştırma kararının kendisine tebliğinden itibaren 30 gün içinde iptal davası açabilir. Bu dava sırasında kamulaştırma davası hakimi herhangi bir işlem yapmaz.
Uygulamada en çok rastlanılan hadiselerden bazıları ise;
Özellikle Türkiye dışında bulunan taşınmaz sahiplerine tebligatta sorunlar olabilmekte bu yüzden de işlemler gecikmektedir. Ayrıca, uzun süredir Türkiye dışında olduklarından dolayı taşınmazlarının değerlerinin tam olarak bilemediklerinden de kamulaştırma sürecinde mağduriyetler olabilmektedir. Yasal olarak hak ve menfaatlerde kayıp yaşanmaması için mutlaka hukuki destek alınmasını önermekteyiz.
Selam ile…
Avukat Cihan KARAGÖZ
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
Cihan Karagöz
Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.
Avustralya Türkleri olarak bizler de dahil olmak üzere anavatan dışında 6,5 milyonu aşkın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşıyor. Gurbette olmamız, Türkiye ile ilişkilerimizin devam etmediği ya da etmeyeceği anlamına gelmiyor. Bilakis, küreselleşmeyle beraber dünyanın giderek global bir köy haline geldiği günümüzde; güçlü iletişim ağı, bilgi ve teknolojiye ulaşmanın inanılmaz kolaylığı, mesafe tanımaksızın Türkiye başta olmak üzere dünyanın her noktasıyla ilişkilerimizi her an canlı tutup devam ettirebilmemizi sağlıyor. Tabiki hukuk alanındaki gelişmeleri de bu durumdan bağımsız düşünmemek gerekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre Cihan Karagöz tarafından cevaplandırılmasını istediğiniz hukuki konularla ilgili sorularınızı, şehir ve semt adınızla birlikte info@avustralyapostasi.com.au elektronik posta adresimize yollayabilirsiniz.
‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.

Şufa hakkı, diğer bir deyişle Önalım hakkı, paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın-hissedarın payını üçüncü kişilere satması halinde diğer paydaşlara söz konusu payı öncelikle satın alma imkanı veren bir haktır. Şufa hakkı, paylı mülkiyetin kurulmasıyla doğar ve hissedarlardan herhangi birisinin payın üçüncü kişilere satışıyla kullanılabilir hale gelir.
Şöyle bir soru gelebilir aklımıza “İyi de, hisse benim değil mi, neden istediğime satamıyorum?”
Aslına bakacak olursak, hisseli mülkteki hissemizi üçüncü kişilere satmamıza mani yok ama bunun şartı var; Hissemizi satmak istediğimizi öncelikli olarak taşınmazdaki diğer hissedarlara bildirmemiz, şayet diğer hissedarlar almak istemezse bunu yazı ile teyit ettirdikten sonra sahibi olduğumuz hissemizi üçüncü kişilere satabiliriz ve bu durumda Şufa-Önalım hakkı söz konusu olmaz.
Türk Medeni Kanunu, Şufa-Önalım hakkı ile paydaşlara dava hakkı tanıyarak taşınmazın mevcut paydaşlar arasında kalmasını hedeflemiştir. Üçüncü kişilerin dışardan taşınmaza paydaş olarak girmesi zorlaştırılarak mevcut hissedarlar arasında süren düzenin bozulması önlenmek istenmiştir. Tabi düzenin devamlı sürmesini beklemek imkânsızdır, düzen sağlanamadığı zaman başvurulacak yol Ortaklığın Giderilmesi davası olup bu konuyu da ayrıca sizlerle paylaşacağız.
Şufa hakkı, ancak paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda kullanılabilir. Kat irtifakı veya kat mülkiyeti olan taşınmazlarda Şufa-Önalım hakkı kullanılamaz. Taşınmazın arsa veya daire olmasının hiçbir önemi yoktur. Şufa hakkının kullanılabilmesinin ön şartı taşınmazın vasfı değil, taşınmazın paylı mülkiyete tabi olmasıdır.
Şufa hakkı ancak diğer pay veya paydaşlar tarafından kullanılabilir. Taşınmazda paydaş olmayan ancak kişisel bir alacak hakkına sahip olanlar veya taşınmazda sınırlı bir ayni hakka sahip olanlar şufa hakkını kullanamaz.
Birden fazla paydaşın şufa hakkını kullanması halinde, hisse oranlarına bakılmaksızın şufa konusu, pay şufa hakkını kullanan paydaşlar arasında eşit bir şekilde paylaştırılır.
Şufa hakkı, ancak bir paydaşın-hissedarın payını satın alan alıcıya karşı kullanılabilir yani gayrimenkulün alıcısı üçüncü kişi Şufa-Önalım davasının davalısıdır. Şufa davasında payını satan paydaşa karşı dava açılamaz.
Paydaşın diğer bir paydaşa yaptığı satışlarda şufa hakkı kullanılamaz. Önalım hakkı üçüncü kişilere karşı kullanılabilir, ancak paydaşlara karşı kullanılamaz.
Türk Medeni Kanunu’na göre üçüncü şahıs alıcı, tüm paydaşlara taşınmazdaki hisseyi satın aldığını noter aracılığıyla bildirmek zorundadır. Noter marifetiyle bildirim alıcı için mutlak bir yükümlülüktür.
Şufa-Önalım hakkını kullanma süresi, hissedarların süresiz bir şekilde dava açma hakkını kullanarak üçüncü kişi olan alıcıyı zor durumda bırakmalarını önlemek için düzenlenmiştir. Şufa-Önalım hakkının kullanılması açısından iki türlü süre söz konusudur:
Şufa-Önalım hakkı sahibi, paydaşlara gayrimenkuldeki hisseyi satın alan üçüncü şahıs tarafından satış noter aracılığıyla bildirilmişse, satışın bildirilmesinden itibaren 3 ay içerisinde Şufa-Önalım hakkı davasının açılması gerekir.
Şufa-Önalım hakkı sahibi paydaşlara satış noter vasıtasıyla bildirilmemişse her halükarda satış tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde Şufa-Önalım davasının açılması gerekir.
Şufa hakkını kullanma süresi olarak belirlenen süreler hak düşürücü niteliktedir. Bu süreler geçtikten sonra Şufa-Önalım Hakkı davası açılması mümkün değildir.
Uygulamada en çok rastlanılan hadiselerden bazıları;
Satış işlemi –harçtan kaçınmak için- düşük satış bedeli üzerinden yapılmakta ve bu konu davada aleyhe olmaktadır çünkü yargılama, gösterilen satış bedeli üzerinden değerlendirme yapmaktadır.
Diğer bir hadise de, belirtmiş olduğumuz 3 aylık ve 2 yıllık hak düşürücü sürelere dikkat edilmemesi, bu süreler geçtikten sonra dava açılmak istenmesi olup ne yazık ki bu süreler geçtikten sonra dava hakkı düşmekte, dava açılsa dahi ret kararı ile sonuçlanmakta ve ayrıca dava masraflarından da sorumluluk doğmaktadır.
Selam ile…
Avukat Cihan KARAGÖZ
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
Cihan Karagöz
Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.
Avustralya Türkleri olarak bizler de dahil olmak üzere anavatan dışında 6,5 milyonu aşkın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşıyor. Gurbette olmamız, Türkiye ile ilişkilerimizin devam etmediği ya da etmeyeceği anlamına gelmiyor. Bilakis, küreselleşmeyle beraber dünyanın giderek global bir köy haline geldiği günümüzde; güçlü iletişim ağı, bilgi ve teknolojiye ulaşmanın inanılmaz kolaylığı, mesafe tanımaksızın Türkiye başta olmak üzere dünyanın her noktasıyla ilişkilerimizi her an canlı tutup devam ettirebilmemizi sağlıyor. Tabiki hukuk alanındaki gelişmeleri de bu durumdan bağımsız düşünmemek gerekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre Cihan Karagöz tarafından cevaplandırılmasını istediğiniz hukuki konularla ilgili sorularınızı, şehir ve semt adınızla birlikte info@avustralyapostasi.com.au elektronik posta adresimize yollayabilirsiniz.
‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.
Hatırlayacağınız üzere daha önceki yazılarımızdan birisinin konusu anlaşmalı boşanma davaları olmuştu. Esasen boşanma konunusu çok geniş olduğu için mümkün olduğunca bu konuyu ayrı ayrı yazılar halinde ele alacağımızı belirtmiştim.
Bu yazımda da konunun devamı niteliğinde çekişmeli boşanma davaları hakkında genel manada sizlerle paylaşımda bulunmak istiyorum.
Çekişmeli boşanma davası, anlaşmalı boşanma davası dışında kalan her türlü boşanma nedenine dayalı olarak açılmış ve eşler arasında boşanma ve boşanmanın diğer hakları konusunda bir anlaşmanın bulunmadığı boşanma davalarıdır.
Bunlar, çekişmeli boşanmanın anlaşmalı boşanmadan en önemli farkları arasında sayılabilir.
Çekişmeli boşanma davalarında Türk Medeni Kanunu’na göre boşanma dava nedenleri ise şunlardır:
Şimdi bu dava nedenlerini biraz daha açalım:
Zina;
Eşlerden biri zina ederse, diğer eş zina nedeniyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış;
Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme;
Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.
Terk;
Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.
Akıl hastalığı;
Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması;
Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.
Görüleceği üzere çekişmeli boşanma davaları konu ve alanı itibariyle çok geniş olup her bir olayın kendi içinde ve sebepleri ile değerlendirilme yapılması gerekmektedir. Sadece boşanma değil, varsa çocuk ya da çocukların durumları, velayetleri, nafaka gibi hakları ve ayrıca maddi – manevi tazminat isteme hususlarında da profesyonel destek alınması ileride oluşabilecek mağduriyetlerin önüne geçecektir.
Selam ile…
Avukat Cihan KARAGÖZ
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
Cihan Karagöz Hakkında
Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.
‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.
Avukat Cihan Karagöz, Merhaba Avustralya takipçileri için yazmaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kendisi tarafından cevaplandırılmasını istediğiniz hukuki konularla ilgili sorularınızı, şehir ve semt adınızla birlikte info@avustralyapostasi.com.au elektronik posta adresimize yollayabilirsiniz.
Değerli Merhaba Avustralya takipçileri, bu yazımızda kooperatif ve en çok ilgi gören yapı kooperatifleri hakkında paylaşımlarda bulunacağız.

Kooperatif ortak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaç ve istekleri müşterek sahip olunan ve demokratik olarak kontrol edilen bir işletme yoluyla karşılamak üzere gönüllü olarak bir araya gelen insanların oluşturduğu özerk bir teşkilattır.
Kooperatifler tüm ülkelerde mevcuttur ve dünya genelinde 1 milyardan fazla insana hizmet ettikleri tahmin edilmektedir. Birçok farklı biçimde ve tüm sektörlerde faaliyet göstermektedirler.
Kooperatifler; ihtiyaç duyuldukları her yerde kurulabilmeleri avantajına sahip olmaları nedeniyle yoksulluğun azaltılmasında etkin bir araçtırlar. Ayrıca birçoğu, sosyal ve ekonomik destek sistemlerine, eğitim, sağlık, sigorta, kredi ve diğer gerekli hizmetlere erişim sağlamada önemli katkılarda bulunmaktadır.
Kooperatifler; bireylerin, tek başlarına elde etmeleri zor olan ürünler ve hizmetler için katma değer yaratırlar. Bu durum, ortaklara ait kaynakların birlikte verimli şekilde kullanılmasıyla mümkün olmaktadır.
Sürdürülebilir Bir İş Modelidir.
Yerel Ekonomileri Güçlendirir.
Yaşam Şartlarını İyileştirir.
İnsanlara Sorumluluk Kazandırır.
Katılımcıdır.
Yapı kooperatifleri Konut Yapı Kooperatifi, Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi ve Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi olmak üzere üç türdür.
Kooperatife ortak olmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler kooperatif ana sözleşmesinde yer alan bütün hükümleri hak ve ödevleriyle birlikte kabul ettiklerini belirten bir dilekçe ile kooperatif yönetim kuruluna başvururlar. Sözlü müracaatla ortak olunamaz. Yönetim kurulu, bu başvuruyu başvuru sahiplerinin ana sözleşmede gösterilen ortaklık şartlarını taşıyıp taşımadıklarını araştırarak inceler ve uygun görülenlerin ortaklığa kabulü için karar alır. Müracaatların sonuçları kabul veya ret olmak üzere 15 gün içerisinde ilgiliye yazı ile bildirilir. Yedek üye vb. şekilde ortak kaydı yapılamaz.
Her ortağın kooperatiften çıkma hakkı vardır. Bir ortağın hiçbir surette kooperatiften çıkamayacağına dair bağlamalar hükümsüzdür. Örnek ana sözleşmeye göre her ortak, hesap senesi sonundan en az bir ay önce yönetim kuruluna yazı ile başvurmak suretiyle ortaklıktan çıkabilir. Yönetim kurulu bu hükme uygun olarak yapılacak isteğe rağmen, yazılı başvurunun kooperatif kayıtlarına girişinden itibaren bir ay içinde kabulden kaçınırsa, ortak, çıkma dileğini noter aracılığı ile yönetim kuruluna bildirir. Bildiri tarihinden itibaren çıkma gerçekleşir.
Kooperatif ortaklığından çıkarılmayı gerektiren sebepler ana sözleşmede açıkça gösterilir. Ortaklar ana sözleşmede gösterilmeyen sebeplerle ortaklıktan çıkarılamaz. Örnek ana sözleşmeye göre durumları aşağıda gösterilen hallere uyanlar yönetim kurulu kararı ile ortaklıktan çıkarılır. (maddeler örnek olarak verilmiş olup her kooperatif ana sözleşmesi farklı olabilir.)
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun Kooperatiften Çıkan veya Çıkarılan Ortaklarla Hesaplaşma Süresi ve Yükümlülükleri başlığı altında yer alan 17’inci maddesine göre; çıkan ortakça iadesi talep edilecek haklar, ortağın ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanır ve bilanço tarihinden itibaren bir ay içinde geri ödenmesi gerekir. Ancak genel kurulca karar alınmak şartıyla, kooperatif mevcudiyetini tehlikeye düşürecek nitelikte olması halinde, ödemelerin üç yılı aşmamak üzere geciktirilebileceği ve beş yıl geçmekle zaman aşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Ancak, ortaklığı sona erenlerin yerine yeni ortak alınması halinde eski ortağın ödediği gider taksitleri derhal geri verilir.
Selam ile…
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
1. Avukat tutmak, bir kişiye vekalet vermek (18.2.202)
2. Aile Konut Şerhi (3.3.2020)
3. Mirasçılık Belgesi – Veraset İlamı (17.3.2020)
4. Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri (31.3.2020)
5. Ecrimisil, Haksız İşgal Tazminatı (14.4.2020)
6. Eşler arası Boşanma veya Ayrılık Sonrası Çocukla Kurulan Şahsi İlişki (28.4.2020)
7. Boşandığı Eşinin Soy adını Kullanabilme (12.5.2020)
8. Devre Mülkler (26.5.2020)
9. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi (9.6.2020)
10. Anlaşmalı Boşanma (23.6.2020)
11. Vasiyetname Nasıl Yapılır, Vasiyetname Türler Nelerdir? (7.6.2020)
12. Yurt dışından Borçlanmak, Türkiye’den Emekli Olabilmek (21.7.2020)
Cihan Karagöz Hakkında
Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.

‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.
]]>
Önemli hatırlatma: Avukat Cihan Karagöz, bildiğiniz üzere her iki haftada bir Merhaba Avustralya okuyucuları için yazıyor. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kendisi tarafından cevaplandırılmasını istediğiniz hukuki konularla ilgili sorularınızı, şehir ve semt adınızla birlikte info@avustralyapostasi.com.au elektronik posta adresimize yollayabilirsiniz.

Değerli Merhaba Avustralya takipçileri, bu yazımızda tüm çalışanları ilgilendiren ve son zamanlarda Türkiye’de de emekli olabilme haklarını daha da genişleten düzenlemelerden “Yurt dışı Borçlanma ve Emeklilik” hakkında bilgileri paylaşmaya çalışacağız.
Kıymetli okurlar, konuya girmeden paylaşmak istiyorum, borçlanma ve emeklilik gibi işlemler hem mevzuatta hem de uygulamada karışık olabilmektedir; bu nedenle yazı içeriği genel bilgileri kapsamakta Türkiye’den borçlanarak emekli olmayı düşünen vatandaşlarımızın durumlarını izah ederek hukuki yardım almaları ve ona göre değerlendirme yapmaları önemlidir.
Türkiye ile Sosyal Güvenlik Antlaşması imzalanmış ülke olsun veya olmasın yurt dışında çalışan Türk vatandaşları ve doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler yurt dışında geçen hizmetlerini ve ev kadınlığı sürelerini ülkemiz sosyal güvenlik kanunlarına göre emeklilik, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde Türkiye’de geçmiş hizmet gibi değerlendirilmesini sağlamak amacıyla borçlanabilmektedirler.
Borçlanma kapsamındaki süreler yurt dışında geçen sigortalılık süreleri, bu süreler arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri, ev kadını olarak geçen sürelerdir.
– Borçlanma anında Türk vatandaşı olmak ya da doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybetmiş olmak,
– Borçlanma kapsamındaki yurt dışı sürelerini belgelendirmek,
– Ve yazılı istekte bulunmak şarttır.
Ölen sigortalının hak sahipleri tarafından yapılan borçlanma başvurularında hak sahibinin borçlanma talep tarihinde Türk vatandaşı olması yeterli olup, ayrıca borçlanılmak istenilen sigortalıya ait yurt dışı sürelerinde Türk vatandaşı olma şartı aranmamaktadır.
Türk vatandaşlığı ile birlikte yabancı ülke vatandaşlığı devam edenler de, söz konusu yasa ile getirilen düzenlemeden yararlanabilmektedirler.
Yurt dışında geçen sürelerin borçlandırılması için borçlanma başvurusu sırasında belgelendirilmesi zorunludur. Yurt dışı hizmet borçlanması başvurularında yurt dışı süreleri borçlanma talep dilekçesi ekinde yurt dışı çalışmalarını gösterir durumlarına uygun hizmet belgeleri bulunmalıdır.
Borçlanmanın yapılabilmesi için ibraz edilmesi gereken belgeler, sosyal güvenlik sözleşmesi akdedilen ve akdedilmeyen ülkelerde geçen hizmet süreleri ile ev kadınlığında geçen süreler itibariyle farklılık göstermektedir.
Başvuru sahibince Yurt dışı Borçlanma Talep Dilekçesinde borçlanmak istenilen süre belirtilmişse belirtilen süre, belirtilmemiş ise ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere borçlanmak istediği gün sayısı esas alınacak olup, bu tespitte 1 yıl 360 gün, 1 ay 30 gün üzerinden hesaplanır.
Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür.
– Yurda kesin dönülmüş olması,
– Tahakkuk ettirilen borçtan aylık bağlanmasına yetecek en az süre/gün karşılığı kadar ödeme yapılması,
– Kanun hükümlerine göre aylığa hak kazanılmış olması,
– Kuruma yazılı başvuruda bulunulması şarttır.
Burada önem arz eden ve herkesin haklı olarak merak ettiği soru şudur:
“Yurda kesin dönülmüş olması şartı ne demek?”
– Aylık tahsis talebinde bulunan kişi yurt dışındaki çalışmalarını sona erdirmiş olmalı,
– İkamete dayalı bir sosyal sigorta ya da sosyal yardım ödeneği almamaları durumunu ifade etmekte olup, daha açık bir ifade ile yurda giriş yaptıktan sonra bir daha yurt dışına çıkmama durumunda kullanılmamaktadır.
Kıymetli okurlar, emeklilik tüm çalışanların hakkı olduğu gibi bu hakkın kazanılması için de iyi bir hazırlık yapmak gerekmektedir. Son zamanlarda gerek internet aracılığı ile olsun gerekse kendilerini “uzman” ya da “hukukçu” olarak tanıtıp bire bir iletişime geçip “sizi emekli ederiz” vaadi ile olsun gurbette yaşayan vatandaşlarımızı mağdur edenlerin sayısı her geçen gün artmakta ve bu mağduriyet benim gibi yıllarını bu mesleğe vermiş hukukçuları da zor durumda bırakmaktadır. Bu nedenle kim ya da kimler “emekli ederiz” vaadi ile ulaştıklarında araştırmadan, soruşturmadan iş ve işlemler için görüşülmemesi, anlaşılmaması çok önemlidir.
Selam ile…
Avukat Cihan KARAGÖZ
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
1- Avukat tutmak, bir kişiye vekalet vermek (18.2.202)
2- Aile Konut Şerhi (3.3.2020)
3- Mirasçılık Belgesi – Veraset İlamı (17.3.2020)
4- Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri (31.3.2020)
5- Ecrimisil, Haksız İşgal Tazminatı (14.4.2020)
6- Eşler arası Boşanma veya Ayrılık Sonrası Çocukla Kurulan Şahsi İlişki (28.4.2020)
7- Boşandığı Eşinin Soyadını Kullanabilme (12.5.2020)
8- Devre Mülkler (26.5.2020)
9- Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi (9.6.2020)
10- Anlaşmalı Boşanma (23.6.2020)
11- Vasiyetname Nasıl Yapılır, Vasiyetname Türler Nelerdir? (7.6.2020)
Cihan Karagöz hakkında
Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.
‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.
STAY HOME > STAY SAFE > SAVE LIVES
]]>Vasiyetname kısaca, miras bırakanın son istek ve dilekleri ile mirasının paylaşım şeklini belirleyen yazılı belge veya sözlü beyandır.
Vasiyetname resmi memur (noter, hakim vs.) huzurunda yapılabileceği gibi miras bırakanın kendi el yazısı ile ya da koşulları varsa sözlü beyan yolu ile de yapılabilir. Vasiyetnameler tek taraflı olarak yapılan ölüme bağlı tasarruf işlemlerinden en önemlisidir.

Vasiyetname hangi şekillerde yapılmalıdır?
TMK’ya (Türk Medeni Kanunu) göre üç şekilde vasiyetname yapılabilir. Bunlar;
1 – Resmi vasiyetname
2 – El yazılı vasiyetname
3 – Sözlü vasiyetname
Resmi vasiyetname, resmi memur tarafından iki tanığın katılmasıyla düzenlenir. Vasiyetnameyi düzenleyecek resmi memur; sulh hakimi, noter veya kanunda kendisine yetki verilmiş diğer bir görevli olabilir. Ancak kanunda sayılan bazı kişiler vasiyetnamenin hazırlanmasında resmi görevli memur veya tanık olarak bulunamazlar. Bunlar;
Fiil ehliyeti bulunmayanlar,
Kamu hizmetinden yasaklılar,
Okur-yazar olmayanlar,
Miras bırakanın eşi, alt ve üst soy kan hısımları, kardeşleri, bunların eşleri.
Bunlardan birinin resmi memur veya tanık olarak katıldığı resmi vasiyetname şekil yönünden sakat olur ve iptali istenebilir. Ayrıca resmi vasiyetname ile vasiyetname düzenlenmesine katılan resmi memur veya tanıklar, bunların alt soy-üst soy hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşlerine bir kazandırmada bulunulamaz. Bu kişilere resmi vasiyetname yolu ile kazandırmada bulunulması halinde, ölüme bağlı tasarrufun tamamı değil, sadece bu kısmın iptali gerekir.
Medeni Kanuna göre el yazısı ile yapılan vasiyetnamede; metnin tümünün vasiyetçinin el yazısı ile yazılması zorunludur. Vasiyetnamenin el yazısı ile yazılması zorunluluğuna tarih ve imza da dahildir. Bu şekilde vasiyetnamenin başkaları tarafından tahrif edilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Vasiyetçi, bu vasiyetname türünü kendi el yazısı ile yazmak ve tarih atarak imzalamak zorundadır. Aksi takdirde şekil şartlarına uyulmamış olmuş olunur. Okuma yazma bilip de başka bir engel nedeni ile yazı yazmayanlar bu vasiyetname türünü yapamazlar.
Vasiyetnameye yapılacak ekleme ve çıkarmalar vasiyet edenin kendi el yazısı ile yazılmak zorundadır. Vasiyetname değişik günlerde hazırlanmışsa düzenleme tarihi olarak vasiyetnamenin tamamlandığı gün yazılmalıdır.
İmzanın el yazısı ile atılması gerekir. Başka hiçbir şekilde atılan imza geçerli olmaz. İmza vasiyet metninin en alt kısmına atılmalıdır.
El yazılı vasiyetname düzenlendikten sonra, muhafazası için açık veya kapalı olarak herhangi bir memura, kuruma ya da bir arkadaşa teslim edilebilir.
Sözlü vasiyetname, ancak olağanüstü durumlarda düzenlenebilir. Sözlü vasiyetname şu koşulların bulunması halinde yapılabilir:
Olağanüstü bir halin varlığı,
Sözlü vasiyetname dışında, başka türlü vasiyet yapma imkanının olmaması.
Sözlü vasiyet türünün şartları oluşsa dahi resmi veya el yazılı vasiyetname yapma olanağı varsa, bu takdirde sözlü vasiyet geçersiz hale gelir. Olağanüstü durum vasiyetin yapıldığı anda mevcut olmalıdır. Örnek olarak “ölüm tehlikesi” veya “ulaşımın kesilmesi” gibi.
Sözlü vasiyetname, vasiyetcinin son arzularını iki tanığa anlatması ve tanıkların da vasiyetcinin bu arzularını belgelemeleri ile oluşur. Vasiyetci ölümünden sonra gerçekleşmesini arzu ettiği isteklerini iki tanığa aynı zamanda söyler ve bu arzularını belgelendirmelerini ister. Tanıklar bu görevi kabul etmek zorunda değildir.
Sözlü vasiyetnamenin hakim tarafından onaylanmasının kanunda bazı istisnaları da vardır.
Bu istisnalar şunlardır:
Askerler için teğmen veya daha yüksek rütbeli bir subay sözlü vasiyeti hakim yerine onaylayabilir.
Ülke sınırları dışında seyreden bir ulaşım aracında bulunan kişiler için o araçtan sorumlu kişi hakim yerine geçer.
Sağlık kurumlarında tedavi görenler için de sağlık kurumunun en yetkili kişisi hakim yerine geçer.
Sözlü vasiyet yapılmasına yol açan olağanüstü halin ortadan kalkmasından itibaren bir ay sonra, vasiyetçi hala hayatta ise, sözlü vasiyet mahkeme kararına gerek olmadan kendiliğinden hükümsüz hale gelir. Bu durumda vasiyetname hiç yapılmamış gibi geçmişe yönelik olarak hükümsüz olur. Bu bir aylık süre dolmadan vasiyetçinin ölmesi halinde vasiyet sürekli olarak geçerli hale gelir.
Selam ile…
Avukat Cihan KARAGÖZ
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
1- Avukat tutmak, bir kişiye vekalet vermek (18.02.202)
2- Aile Konut Şerhi (03.03.2020)
3- Mirasçılık Belgesi – Veraset İlamı (17.03.2020)
4- Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri (31.03.2020)
5- Ecrimisil, Haksız İşgal Tazminatı (14.04.2020)
6- Eşler arası Boşanma veya Ayrılık Sonrası Çocukla Kurulan Şahsi İlişki (28.4.2020)
7- Boşandığı Eşinin Soyadını Kullanabilme (12.05.2020)
8- Devre Mülkler (26.5.2020)
9- Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi (09.06.2020)
10- Anlaşmalı Boşanma (23.6.2020)
Cihan Karagöz hakkında
Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.
‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.
Yazımıza başlarken belirtmekte yarar görmekteyim; boşanma konusu, sebepleri ve sonuçları bakımından çok geniş olduğundan daha faydalı olması amacıyla her bir boşanma sebebini ayrı bir yazı ile sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. O yüzden boşanma konusunu ele aldığım bu ilk yazı da Anlaşmalı Boşanma hakkında bilgileri yazacağım.
Boşanma için karar vermiş olan eşler anlaşmalı veya çekişmeli boşanma dava yollarından birisine başvurabilirler. Anlaşmalı boşanma için Türk Medeni Kanunu’nda belirtilen “anlaşmalı boşanma şartları” taraflarca sağlanmış olması gerekir. Kanunda yer alan anlaşmalı boşanma şartlarına sahip olmayan eşler anlaşmalı boşanma davası açamazlar.

– Anlaşmalı boşanabilmek için evliliğin en az 1 yıl devam etmiş olması gerekmektedir aksi halde anlaşmalı boşanma için dava açmak mümkün değildir.
– Anlaşmalı boşanmak için karar veren eşlerin Anlaşmalı Boşanma Protokolü hazırlamış olması gerekmektedir.
Eşlerin, hazırlayacakları bu protokol ile boşanmanın şartlarını belirledikleri belgedir. Protokole göre, maddi manevi haklar, eşyaların kimde kalacağı, nafaka, 18 yaşından küçük çocukları varsa çocuğun velayetinin kimde kalacağına dair şartları içerir.
– Anlaşmalı boşanma için dava açıldıktan sonra eşlerin avukatları ile beraber davaya katılması gerekmektedir. Duruşma esnasında hakim bizzat eşlerden protokolü kabul ettiklerini duymak istemektedir.
Eşler, boşanmanın şartları üzerinde anlaştıktan sonra anlaşmalı boşanma için dava açılır. Yukarıda belirtilen şartlarında tamamlanması ile Hakim boşanmaya karar vermektedir. Anlaşmalı boşanmanın olumlu tarafı; hakim şartların tamamlanması ile boşanmaya karar vermek zorundadır. Eşler ayrıca bir boşanma sebebi sunmak zorunda değildirler bu durumda da aile içinde yaşanan birçok olumsuz olaylar hiç gündeme gelmeden tabiri caizse aile içinde kalarak boşanma gerçekleşmiş olmaktadır.
Meslek hayatımda, eşler boşanmaya karar verdiklerinde, mümkün olduğunca anlaşmalı boşanma için ikna etmeye çalışmaktayım çünkü bu durumda yıllar süren dava olmamakta, her iki tarafta daha fazla yıpranmamakta en önemlisi varsa çocuk ya da çocuklar psikolojileri daha fazla etkilenmemektedir.
Dava olarak da, tek duruşmada bitmektedir. Böylece uzun dava sürecinden etkilenmemiş oluyor eşler.
Anlaşmalı boşanma ile aile mahremiyeti de korunmuş olmaktadır. Çünkü davada aile içinde yaşananlardan bahsedilmesi gerekmemektedir.
Eşlerin sonradan mağduriyet yaşamaması için özellikle Anlaşmalı Boşanma Protokolü hazırlanması aşamasında mutlaka hukuki destek alınması önemlidir çünkü Protokol boşanmanın temeli olacak olup eşler o protokole göre hareket edip uyacaklardır.
Selam ile…
Avukat Cihan KARAGÖZ
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
1- Avukat tutmak, bir kişiye vekalet vermek (18.02.202)
2- Aile Konut Şerhi (03.03.2020)
3- Mirasçılık Belgesi – Veraset İlamı (17.03.2020)
4- Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri (31.03.2020)
5- Ecrimisil, Haksız İşgal Tazminatı (14.04.2020)
6- Eşler arası Boşanma veya Ayrılık Sonrası Çocukla Kurulan Şahsi İlişki (28.4.2020)
7- Boşandığı Eşinin Soyadını Kullanabilme (12.05.2020)
8- Devre Mülkler (26.5.2020)
9- Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi (09.06.2020)
Cihan Karagöz hakkında
Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.
‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.
Avukat Cihan Karagöz, her iki haftada bir Merhaba Avustralya okuyucuları için yazmaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kendisi tarafından cevaplandırılmasını istediğiniz hukuki konularla ilgili sorularınızı, şehir ve semt adınızla birlikte info@avustralyapostasi.com.au elektronik posta adresimize yollayabilirsiniz.
Değerli Merhaba Avustralya takipçileri, bu yazımızda da Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi hakkında bilgileri paylaşmaya çalışacağız.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bir ya da birden fazla malvarlığı olup bazı nedenlerle kendi kişisel ihtiyaçlarını göremeyen, bakım ve gözetime muhtaç olan, özellikle de yaşlı olan kimselerin bir ivaz (bedel) karşılığında ölünceye kadar bakılıp gözetilmelerini sağlayan bir sözleşmedir.
Sözleşme, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen sözleşmelerden birisi olup toplumumuzda yaygın biçimde uygulanmakta, bakıma ve gözetime muhtaç olan kişinin vefatından sonra da mirasçılar arasında zaman zaman dava konusu olmaktadır.
Sözleşme, her iki tarafa da borç ve yükümlülük yüklemektedir.
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri, borçlar kanununa göre ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerlilik şartı, miras sözleşmesi şeklinde yapılmasına bağlıdır. Yoksa sözleşme geçerli olmayacaktır. Ancak sözleşme devletçe tanınan bir bakım kurumu tarafından yapılmış ise bu şartın gerçekleşmesi gerekmeyecektir. Sözleşmenin bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği şartlara uygun, yazılı şekilde yapılması yeterli olacaktır.
Görüldüğü üzere, Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi şekil şartları miras sözleşmesi şeklinde yapılması ve yazılı olmasıdır.
Bakım alacaklısının yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, elinde bulunan malların mevcudu, aile koşulları ve ilişkileri, verilen mal miktarının tüm malvarlığına göre makul karşılanacak bir sınır içinde kalıp kalmadığı gibi durumlara dikkat edilmelidir.
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi, tapu müdürlüğünde, noterde veya sulh hakimliğince yapılabilmektedir. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi için tapu tescil işlemi gerekli olup tescil resmi kayıttır. Sözleşmenin tapuya tescili ile sözleşme gereği verilecek taşınmaz üzerinde bakım borçlusu hak tesis hakkına sahip olacaktır.
Bakım alacaklısı hayattayken de her iki taraftan birisi sözleşmeyi feshedebilir.
Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hale gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hale getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel (bir işin bitirilmesi için tanınan ek süre) vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur.
Bakım alacaklısının vefatı ile sözleşme gereği taşınmaz bakım borçlusunun malı olur.
Bakım alacaklısı – Miras bırakan tarafından ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi uyarınca devrettiği tapu kaydının, miras bırakanın asıl amacının mirasçılardan mal kaçırmak olduğu iddiasıyla iptali, bu olmadığı takdirde tenkis istemi şeklinde dava açılabilir.
Bu durum önem arz etmektedir, çünkü Türkiye’de söz konusu sözleşme gereği genel olarak açılan davaların konusu mal kaçırmak ya da diğer mirasçılarına daha az mal verebilmek amacıyla sözleşme yapılmaktadır. Mirasçının vefatı sonrasında, diğer mirasçılar mal kaçırma maksadı ile işlemin yapıldığını; bakım borçlusu da mal kaçırmak için değil, bakıp gözeteni olmadığından kendisiyle ilgilendiğini, ölene kadar ihtiyaçlarını giderdiğini ispat etmek zorundadır.
Değerli okuyucularımız, taşınmaz, miras gibi hukuki konular çok önemli ve ayrıntılı konular olup herkesin durumu ve karşılaştığı problemler birbirine benziyor gibi gözükse de temelde mutlaka bir farklılık bulunmaktadır. Dolayısıyla bu tür konularda hukuksal destek alınması ciddi önem arz etmektedir.
Selam ile…
Avukat Cihan KARAGÖZ
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
1- Avukat tutmak, bir kişiye vekalet vermek (18.02.202)
2- Aile Konut Şerhi (03.03.2020)
3- Mirasçılık Belgesi – Veraset İlamı (17.03.2020)
4- Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri (31.03.2020)
5- Ecrimisil, Haksız İşgal Tazminatı (14.04.2020)
6- Devre Mülkler (26.4.2020)
Cihan KARAGÖZ
Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.
‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.
Avukat Cihan Karagöz, her iki haftada bir Merhaba Avustralya okuyucuları için yazmaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kendisi tarafından cevaplandırılmasını istediğiniz hukuki konularla ilgili sorularınızı, şehir ve semt adınızla birlikte info@avustralyapostasi.com.au elektronik posta adresimize yollayabilirsiniz.
Değerli Merhaba Avustralya takipçileri, bu yazımızda da Devre Mülk hakkında bilgileri paylaşmaya çalışacağız.
Kısaca Devre Mülk, bağımsız bir yapının mülkiyetinin birden çok kişiye ait olması ve kullanım haklarının 15 günden az olmayacak şekilde bir takvim yılı içine belirli günler olarak düzenlenmesi durumudur. Bu durumda kişi devre mülk hakkı sahibi olur.
Son yıllarda Türkiye’de de bu tür organizasyonlar artmış durumdadır. Özellikle tatil için yurtdışından gelen vatandaşlar, fiyat olarak cazip, tatil döneminin belli olması veya önceden bilgi vermek şartıyla dönem değişikliğinin mümkün olması gibi olanaklardan dolayı tercih edilmektedir.
Fakat devre mülk satıcıları kimi zaman bir oldu bittiye getirip devre mülk satışı yapmakta ve sonrasında alıcı pişman olup vazgeçmek istemekte ama satıcılar iptal için zorluk çıkarıp veya süreci uzatıp bir takım mağduriyetlere neden olabilmektedir.
Alıcı, sözleşmenin imzalanmasından itibaren 14 gün içerisinde hiçbir haklı sebep göstermek zorunda olmadan ve hiçbir cayma bedeli ödemek zorunda kalmadan devre mülk sözleşmesinden vazgeçebilir. Bazı satıcılar, cayma hakkı ile karşı karşıya gelince sözleşmenin cayılmasına kadar olan zaman için değişik adlarda hizmet bedeli vs gibi ücret talep etmektedirler ama böyle bir ücret talebi yasal olarak mümkün olmadığı için, satıcı hiçbir şekilde ücret talep edemez.

Devre mülk sözleşmesinin feshi için cayma hakkı 14 günlük süre içerisinde yazılı olarak satıcıya bildirilmelidir. Yazılı olması çok önemlidir çünkü hukuken de delil olarak ileri sürülebilecektir. Yazılı olarak cayma bildiriminin noter aracılığı yapılması gerekmektedir. Alıcılar, prosedüre tam hakim olmadıklarından ya da satıcının yanıltıcı bilgi vermesi ile posta, mektup, e-mail, sms ve hatta telefon gibi iletişim yollarını kullanarak cayma bildirimini iletmekte, satıcı ise buna ses çıkarmayıp 14 günlük sürenin geçmesini beklemekte sonra da noterden yazı gelmediği için cayma hakkınızı kullanamazsınız deyip süreci uzatabilmektedir.
Alıcı 14 günlük sürede noter aracılığı ile sözleşmeden caymış olduğunu satıcıya ilettikten sonra 14 gün içerisinde satıcı devre mülk sözleşmesi ile alınmış bulunan senetleri iade etmek zorundadır. Şayet satıcı senetleri 14 gün içinde iade etmezse hiç vakit kaybetmeden dava açılmalıdır.
Satıcının senetleri iade etmemesi halinde hızlı bir şekilde dava açılsın dememizin önemi; satıcı senetleri cirolayıp başkalarına teslim edebilir ve teslim alan kişiler de senetlerin ödeme günü geldiğinde icra ve haciz işlemlerine başlayabilir. Alıcı, devre mülk sözleşmesinden caymış olmasına rağmen senetlerini alamadığı ve dava açmadığı için aslında olmayan borcu icra tehdidi ile ödemek zorunda kalabilir, sonrasında dava açıp ödemiş olduğu bedelleri iade isteyebilir ama böylesi bir yasal yol çok daha masraflı ve uzun olabilmektedir. O yüzden en hızlı yol, cayma bildiriminde bulunduktan sonra 14 günlük süre içinde senetler iade edilmezse, 14 günün bitiminden sonra hemen dava açmaktır.
Devre Mülk konusunda özellikle dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var;
Devre mülkünüzü iptal ediyoruz, ödediğiniz ücretleri iade alıyoruz şeklinde gelen tanıtıcı sms’lere, e-maillere ve web sayfalarına dikkat etmek gerekir. Ne yazık ki böyle durumlarda vatandaşların mağduriyetleri iki katına çıkmaktadır.
Selam ile…
Avukat Cihan KARAGÖZ
*Hukuk Rehberi köşesinde yayınlanmış önceki yazılar:
1- Avukat tutmak, bir kişiye vekalet vermek (18.02.202)
2- Aile Konut Şerhi (03.03.2020)
3- Mirasçılık Belgesi – Veraset İlamı (17.03.2020)
4- Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri (31.03.2020)
5- Ecrimisil, Haksız İşgal Tazminatı (14.04.2020)
6- Eşler arası Boşanma veya Ayrılık Sonrası Çocukla Kurulan Şahsi İlişki (28.4.2020)
7- Eşler arası Boşanma veya Ayrılık Sonrası Çocukla Kurulan Şahsi İlişki (12.05.2020)
Cihan Karagöz hakkında

Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak 1977 yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğdu. İlköğretim 3.sınıftan sonra yaşamını Türkiye’de sürdürdü. Ankara Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık mesleğine 2005 yılında başladı. 2008’de Cihant Hukuk & Danışmanlık ofisini kurdu. Kendisinin de yurt dışı geçmişi olduğu için özellikle anavatandan uzak kalan vatandaşlarımızın Türkiye’deki hukuki problemlerine ciddi manada ilgi duydu ve çözümler üretmeye odaklandı. Halen Bolu’da ekibiyle birlikte Aile, Miras, Gayrimenkul, Kamulaştırma, İnşaat ve Ceza Hukuku başta olmak üzere çeşitli hukuki alanlarda faaliyetlerini devam ettiriyor. İyi derece İngilizce ve orta derece Flemenkçe biliyor.
‹Yasal uyarı›
Bu yazıdaki içerik genel bilgi sağlamak için tasarlanmıştır. Yasal tavsiye değildir ve öyle düşünülmemelidir. Merhaba Avustralya, bu yazıdaki içeriği herhangi bir bildirimde bulunmaksızın gözden geçirme, geri çekme veya değiştirme hakkını saklı tutar.