Notice: Function _load_textdomain_just_in_time was called incorrectly. Translation loading for the rank-math domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131

Notice: Function _load_textdomain_just_in_time was called incorrectly. Translation loading for the rocket domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/functions.php:6131) in /home/merhabaaustralia/public_html/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Deva Baki – Merhaba Australia https://merhabaaustralia.com.au I Avustralya'dan Türkçe Haberler Thu, 31 Dec 2020 14:50:57 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 https://merhabaaustralia.com.au/wp-content/uploads/2024/02/Merhaba-favicon-150x150.png Deva Baki – Merhaba Australia https://merhabaaustralia.com.au 32 32 Ruhunu Dinle: Günde 2 dakika https://merhabaaustralia.com.au/ruhunu-dinle-gunde-2-dakika/ https://merhabaaustralia.com.au/ruhunu-dinle-gunde-2-dakika/#respond Wed, 30 Dec 2020 11:16:13 +0000 https://www.avustralyapostasi.com.au/?p=65868 *Aralık 2020. Bu yılın son günleri. Bu ayın yazısına ikinci defa başlıyorum. Çünkü bazı şeyleri fark etmeme sebep olan birkaç gün geçti.

Öncelikle merhaba…

Ders çalışırken ya da yazarken bazı zamanlar müzik açmamın aksine şu an zihnimin yalnızca durmaya ve olağanlığa akışına izin vermem gerekiyor.

Bu satırlarda söylemem ve anlatmam gereken yanlışlıklar, üzerinde konuşulması gereken konular olsa da aslında ihtiyacımız olan şey sakinleşmek ve farkına varmak.

Geçmişte yaşadığımız kötü şeyler oldu, atlatması zaman alan veyahut hala izlerini taşıdığımız acısını hissettiğimiz şeyler..

Sık sık zihnimizi ele geçirmesine izin verdiğimiz, duygularımızla oynayan durumlar bunlar..

Geçmiş elle tutamadığımız bir kavram yalnızca, bu sebeple zihnimizde de tutmanın manası yok değil mi? Ve bahsedilecek konulardan aslında bu ay yerini şükür almalı diye düşündüm.

Çünkü buna ihtiyaç duyuyoruz.

Her birimizin hayalini kurduğumuz ve ümidini yaşattığımız şeyler var. Ve birçoğumuzun ulaştığında bu durumlara karşı ilk hevesinin ve mutluluğunun zamanla azaldığını fark etmişsinizdir.

“Gördüğünüz gibi bulduğumuz şey şu, gerçekliğin bizi şekillendirmesine gerek yok, beyninizin dünyaya bakışınızı belirleyen lensler gerçekliğinizi şekillendiriyor. Ve eğer lensleri değiştirebilirsek, mutluluğunuzu değiştirmekle kalmayıp aynı zamanda her bir eğitimsel ve ticari sonucu da değiştirebiliriz.”

Bu sözler Harvard’a girmiş ve gittiğinde elbette çok mutlu olan birine ait. İki hafta sonra arkadaşları ve kendisi eskisi kadar mutlu değilmişler.

Yukarıda bahsettiğim şekilde hepimizin aslında yaşadığı durumlar. Elbette ilk andaki mutluluğumuzun geçici olmasından bahsediyorum, Harvard’a girmekten değil :) yalnızca şaka yapıyorum..

Ve öğrendiğim bir şey daha var ki tanıdığımız müziklerde beynimiz bir sonrakini tahmin etmeye çalışır ve her doğru tahminde dopamin salgılarmış. Hiç tahmin yapamadığımız müziklerin bize sıkıcı gelmesi de bu sebepten kaynaklı..

Ve çok dinlediğimiz müziklerden bir süre sonra sıkılmamızda, bir sonraki notayı kolay bir şekilde tahmin ediyor olmamızdanmış.

Bu konu ile alakalı olarak Mutlu Beyin kitabında bir deneyden bahsedilir;

-Deneyde hayvanlar bir görevi yerine getirmek ve sonunda ıspanakla ödüllendirilmek üzere eğitildi. Birkaç gün sonra ıspanak yerine meyve suyuyla ödüllendirildiler. Bu beklenenden çok daha büyük bir ödüldü ve maymunların dopamini arttı.

-Fakat meyve suyu ödül olarak verilmeye devam ederken tuhaf bir şey oldu. Maymunların dopamini birkaç gün içinde düşüşe geçti. Beyin o tatlı, sulu ödüle tepki vermemeye başladı.

-Başka bir deyişle onu artık çantada keklik olarak görüyorlardı. Dopamin ödüller hakkında yeni bilgiler depolamak üzere gelişmişti. Yeni bir bilgi olmadığına göre dopamine gerek yoktu.

– Deneyin sonu üzücü oldu. Deneyi yapanlar ıspanağa geri döndü. Maymunlar sinirlendi. Çığlık attılar ve ıspanakları araştırmacılara fırlattılar. Maymunlar meyve suyu beklemeyi öğrenmişti. Bu onları mutlu etmiyordu. Kaybetmek onları kızdırıyordu.

Harvard’taki öğrencilerin yaşadığı gibi bir nevi değil mi ? Ona ulaştılar ve şimdi de rekabetler arttı şikayetler başladı..

Beynin salgıladığı mutlu kimyasallar ise şunlarmış..

-Dopamin ödül arar.

-Oksitosin sosyal ilişkiler inşa eder.

-Serotonin diğerlerinden saygı görmek ister.

-Endorfin fiziksel acıyı görmezden gelir.

Harvard‘a giren öğrenci şöyle devam eder:
“Bulgularımıza göre daha pozitif olabilmek için beyninizi eğitmenin yolları var. Art arda 21 gün boyunca yapılan iki dakikalık bir süre içinde beyninizin gerçekten daha iyimser ve daha başarılı bir şekilde çalışmasını sağlayabiliyoruz.”

Yalnızca günde 2 dakika ile.. minnettar olduğunuz şeyleri yazarak..

Şimdi girişte yazdığıma döner isek anlatmak istediğim şikayet etmeyi, öfkelenmeyi, sevdiklerimizi kırmayı bırakıp şükür edeceğimiz şeyleri fark etmeliyiz.

En azından 21 gün boyunca her gün 2 dakika şükrettiğiniz şeyleri yazmakla bir adım atabilirsiniz.

Üşenmeyin ve o kağıt kalemi elinize alın ya da cihazınızın not kısmını açıp yazın.

Yaşadıklarınızla ilgili artık kötü şeyleri değil de iyi şeyleri hatırlayın ve sahip olduğunuz güzellikleri yazın.

11 yaşındaki bir kız çocuğunun ’’Şükretmek için 12 şey,, listesinden ise birkaçı…

1-Sevdiklerim ve ben sağlıklıyım.
2-İçecek suyumuz ve yiyeceğimiz var.
3-Barınacak evimiz var.
4-Geleceğimizi güzelleştirebilecek fırsata sahibiz.

Aslında hepimizin şükür edecek birçok şeyi var. 2020 yılı evet olaylı ve farklı bir yıldı. Acıttı canımızı bir hayli.

Yeni yılın daha iyi ve güzel olacağı ümidine tutunmalıyız.

Ve her gün ailemin sağlıklı ve hayatta olması, yağmur yağarken kahve içebilmek veya gökyüzüne dönüp gözlerimi kapatıp yalnızca yüzüme düşen damlaları hissetmek, sevdiklerimin, uzakta da olsa iyi olduğunu düşünmek, sık sık görüşmesek bile enerjisini hissettiğim arkadaşlarım, uzun yıllardır beni destekleyen, seven bir dost, olmak istediğim ve amaçladığım başarıları gerçekleştirebilecek güce sahip olduğuma inanmam ve bu yaşıma değin ilk defa yüreğimi dolduran, şifalandıran bir sevgiye sahip olmam.. Şükrettiğim birkaç fakat önemli şey..

DEVA

]]>
https://merhabaaustralia.com.au/ruhunu-dinle-gunde-2-dakika/feed/ 0
Ruhunu Dinle: Birkaç anı ve kendine not https://merhabaaustralia.com.au/ruhunu-dinle-bi%cc%87rkac-ani-ve-kendi%cc%87ne-not/ https://merhabaaustralia.com.au/ruhunu-dinle-bi%cc%87rkac-ani-ve-kendi%cc%87ne-not/#respond Tue, 20 Oct 2020 13:26:38 +0000 https://www.avustralyapostasi.com.au/?p=62375 “Bir kere ağladıysan üç kere gülecek, on yedi katlı binan yıkıldıysa on sekiz katlısını yapacaksın, elli beş kez düştüysen elli altıncı kez kalkacaksın. Bazı savaşlar böyle kazanılır.”

Her birimizin içten içe korktuğu şeyler olabiliyor. Hayal ettiklerimizi gerçekleştirmek istiyoruz. Harekete geçiyoruz. Yapabilecek miyim? Kendime inanıyorum fakat bu yeterli mi? düşünceleri doluşabiliyor zihnimize.. İyi, güzel bir meslek istiyoruz. Kararımız değişebiliyor başka bir tanesini düşünüyoruz. İstediğimiz şeyleri belirleyip çalışmamız gerekiyor. Ya olmazsa, eksiklerim var… gibi şeyler geliyor aklımıza sonra. Sanki hep bir bahane üretiyoruz gibi gelse de içten içe korkuyoruz aslında. İstediğimiz okulu kazanıyoruz ardından bitirme endişesi yer alıyor. Mezun olunca da iş imkanı ve başka sınavlar hakkında kaygılanıyoruz..

Ömrümüzün büyük çoğunluğu bir şeyler hakkında endişe etmek ile geçiyor diye düşünüyorum. Arabamı alabilecek miyim, zor durumdayım, iş, okul, sorumluluklar, beklenen desteği görememe, aile özlemi gibi bizi yoran durumlar ve hissiyatlar oluyor. Çıkmazda hissedip bizi seven çevremizdeki insanları uzaklaştırabiliyoruz. Haksız yere hem de…

Evet kabul etmek gerekiyor ki hayatımızın her dönemi müthiş güzellikte geçmiyor. Zorluklarla mücadele edip daha da güçlenmemiz için hayat bize olanak sağlıyor. Belki de o şekilde düşünüp kendimizi kandırıyoruz, bu düşünceye de sahip olabilirsiniz..

Az önce okudukların ile negatif, umutsuz ve kaygı arttırıcı bir enerjiye kapılmadığını umit ederek ..

Merhaba :) Umarım sonbahar umduğundan iyi geçer.. Hayat sana mucizelerini sunmaya devam eder.

Şu zamana kadar doğan yaklaşık 110 milyar insandan biriyim. Dünyaya Ekim ayında gelmemden kaynaklı belki de, Ekim’in ayrı bir güzelliği olduğu düşünüyorum. Ve gök gürültüsü eşliğinde yağmurun cama vurarak ses çıkarmasını, rüzgar ile yüzüme damlacıkların doluşmasını, hırka, çorap, mum ve kahve ile sevdiğim insanlarla zaman geçirmeyi özledim.

Küçükken ve aslında zorluklar yaşadığım bir dönemde, ablam ile birlikte kendimize ait özel bir tarif geliştirmiştik. Ve akşamları onu yapar, mumu yakıp dışarısı buz gibiyken, yerdik. İnanılmaz iyi hissettiriyordu.

Çocukken bana alınan bir günlüğüm var. İçine duygularımı heyecanlarımı ve üzüntülerimi, hislerimi yazıyordum. Aslında her yaş günümde gelecekteki kendime notlar yazıyordum. 11 yaşındaki kendimi de okuyabilmem komik ve tuhaf bir duygu. Doğum günümün heyecanını da.

Geçmişteki anılarımızı biriktirip onları gördüğümüzde duygulanmamız, hoş bir tebessüm içerisinde olmamız tarifsiz bir şey.. 9-10 yaşlarındayken abimle birlikte sokakta koşuyorduk. Dalağım şişmişti ve yetişmemiz gereken bir tiyatro oyunu vardı. İlk tiyatroya gitme heyecanımı onunla yaşamış olmam benim için çok kıymetli. Biletlerimizi hala saklıyorum. Ve onunla bu güzel anılar, kendisinin tiyatro ile ilgilenmesi ve inanılmaz bir yetenekte olması, benim de içimdeki tiyatro sevgimi açığa çıkartmamı sağlamıştı.

Hepimizin ölüm karşısında yenilgide olduğumuzu, bedenlerimizin bir gün çürüyeceğini ve nefes aldıkça, yaşadıkça sevdiklerimizle olmamız gerektiğini düşünüyorum. Biliyorum, bizi nelerin beklediğini bilmiyoruz. Kaygı, korku içerisinde olabiliyoruz. Yalnız hissedebiliyoruz. Zorlukların altında kaldığımızı ve dayanacak gücümüzün olmadığı hissiyatına kapılabiliyoruz. İnsanlardan, sevdiklerimizden, ailemizden uzaklaşmak istiyor da olabiliriz.

Değişimlere direnmek yerine teslim ol.’’Bırak hayat sana rağmen değil, seninle aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”

– Şems-i Tebrizi.

İçimizdeki gücü fark etmeliyiz…

Kendine mektup yazmanı istiyorum. Eğer sen de istersen. Şuanki durumunun seneye bugün geçeceğini, farklı bir sürecin seni beklediğini ve inancını yüksek tutup, güzel şeyleri göreceğini, kendine söylemek istediğin ve seneye okuduğunda ne hissetmek istediğini düşünerek, yazmanı istiyorum. Bunu çocuğunun yaş günü için eşinin veya sevdiğin insanın ileride okuması için onlara ve kendine özel anlamlı, keyifli bir yazı yazabilirsin. Tarih ve saat eklemeyi unutma.

Benim içinse bu yazımı da seneye Ekim ayında okuduğumda, güzel ve memnun hisler içerisinde olacağımı düşünüyorum. Ve her yıl ömrün yettikçe daha fazla not yazacaksın kendine…

Bu düzeni bozulmuş, kirletilen dünyada, çirkinlikleri silebilmeye dilerim katkı sağlayabiliriz..

Ve bizlerin evrenden geçen birer hikaye olduğumuzu, hakikatin derin olduğunu fark edebiliriz…

“İnsan tenini öğrendim.

Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…

Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.”

İçindeki güzelliği yansıtman dileği ile..

Sevgi ve umutla…

DEVA

]]>
https://merhabaaustralia.com.au/ruhunu-dinle-bi%cc%87rkac-ani-ve-kendi%cc%87ne-not/feed/ 0
Ruhunu Dinle: Gülümseme https://merhabaaustralia.com.au/ruhunu-dinle-gulumseme/ https://merhabaaustralia.com.au/ruhunu-dinle-gulumseme/#respond Mon, 21 Sep 2020 02:35:40 +0000 https://www.avustralyapostasi.com.au/?p=60323 “Parçaları kaybolmuş puzzle gibi artık insanlar. Kiminin ruhu, kiminin beyni ve çoğunun kalbi yok.”
-Chuck Palahniuk

Sonsuz öğrenme sürecimde ümit ederim ki yazı kendimi öğretir bana..

Öğrenmeye aç, anlatmayı seven, dinlemeyi daha çok seven bir insan olsam da ve yazdıklarım okuyanların yüreğine dokunuyormuş gibi hissetsem de yetersiz olduğumu düşünmem olağan gibi geliyor bana.

Düşünerek ve içime sinerek yazıyorum bu satırları…

Merhaba. Umarım iyisindir ve hayat mucizelerini karşına çıkartır.  Şu an kader yollarımızı kesiştirdiyse muhakkak bir sebebi vardır diye düşünüyorum. 

İnsanların içinde iyilik ve kötülük bulunur. Ve seçtiğimiz tercihler farklı sonuçlar doğurabilir. 

Dramatik bir film izlediğinizi ve karakterin yaşadığı olayları, duyguları derinden hissettiğinizi hatırlamanızı istiyorum. -Hatırlamanızı dedim çünkü böyle bir durumu yaşayacak empatiye sahip olduğunuzu biliyorum.-

Oyuncu ağlıyor ve sizin gözleriniz doluyor…

Maç izlerken tuttuğunuz takımın oyuncusu gol attığında onun kadar seviniyorsunuz veya hayal kırıklığını hissediyorsunuz..

Bizlere bu duyguları hissettirenin beynimizdeki “Ayna nöronlar” olduğunu öğrendiğimde ilgimi çekmişti…

Empati yapmamızı ve fiziksel tekrarı öğrenip, taklit etmemizi sağlayan nöronlar.

Televizyonda şiddet içeren bir vidyo gördüğünüzde beyniniz, o eylemi gerçekleştiren kişinin beynindeki ile aynı bölgede uyarıya sahip oluyor. 

En yakınlarımıza benzerliğimiz; onları izlemememiz, öğrenmemiz ve taklit etmemizden kaynaklanıyormuş. 

Son günlerde düşündüğüm gülümseme konusu ile bağdaştırdım zihnimde. 

Satıcının anlam veremediğim kaba ve sert tavırları sebebi ile beğendiğim bir eşyayı almayışımın ardından, tesadüf eseri bir yerde rastlamıştım daha güzeline..

Hani bedeninizden, çevrenizden, maddelerden öte farklı bir huzurun olduğu hissiyatına bürünüp, içinizin hoş, tatlı bir duygu ile dolduğu ve evrenin isteklerinizi hiç beklemediğiniz anda önünüze serdiğini hissettiğiniz bir an vardır ya… Tam olarak böyleydi …

İnsanların ses tonu, jest ve mimiklerinden hangi duyguya sahip olduğunu hissedebiliyoruz. Kişisel gelişim kitaplarında bahsedilen, insanların kötü enerjisini almamak söylemi ve bizlerinde karşımızdaki insanların duygu durumlarını taklit etmemizin, bu sebepten kaynaklı olduğunu akla getiriyor. 

Bir sevdiğimiz karşımızda ağladığında kahkaha atamıyoruz, onun hissettiklerini hissediyoruz bir nevi.. Karlı bir gecede yorganın altında, sahlep içerken izlediğimiz aşk filminde çiftin tartışmasını, mutluluklarını acılarını hissedip onları yaşayabiliyoruz..

Aynı şekilde gülümseyen bir insanı gördüğümüzde, gülümsüyoruz istemsizce. Bu genelde daha çok çocuklarda oluyor aslında. Arabada, yeşil ışığı beklerken kafanızı çeviriyorsunuz,  yan araçta ki bir çocuk ile göz göze geliyorsunuz. Yanaklarını dolduran bir tebessüm ile size el sallıyor..  Gülümsüyorsunuz ve dünyayı yaşanabilir kılanın masum ve saf varlıklar olduğunu hatırlıyorsunuz..

pastedGraphic.png

Yapabilirseniz şayet, -bahanelere sığınmadan- bir hayvan sahiplenin. Günün yorgunluğunu onu severek atın üstünüzden. Onunla konuşun.  Sizi yargılamayan, hatalarınızı yüzünüze vurmayan bir dost gibi düşünün. Karşısında ağladığınızda oda üzülecektir. Sizi gerçek anlamda yalın bir şekilde sevecek ve siz sevdikçe daha da güzelleşecektir. 

Çevremizde ve içimizde aslında kusursuz güzellikler yatarken insanların neden bunlara zarar verdiğini anlayamıyorum. Neden hamile bir hayvanı torbaya koyup yola atar. Bu kelimelerin aynı cümlede yer alması bile iç acıtıcı değil mi? Neden varlıklara fiziksel ve mental şiddet gösterirler. İnsanlar (!) İnsanlara…

Anlayamadığım ve üzerinde konuşulması gereken birçok konu var. Konuşup çözüme bağlanması gereken, farkındalık yaratılması gereken.

Ben mi? Ne süper kahramınım ne de Harry Potter’ım. Tek bir hareketle daha iyi bir yer yapamam dünyayı, ama adım atabilirim. Hepimiz adım atabiliriz.

Yapılan araştırmalara göre gülümsemek bedenimizin ve zihnimizin hissettiği stresi azaltırmış. Ortalama bir yetişkin günde sadece 20 defa gülümsermiş, ne üzücü değil mi?

1 gün boyunca çevrenizdeki insanlara tebessüm etmeyi denemenizi istiyorum. Bunu bir deney gibi düşünebilirsiniz. İnsanların sizinle konuştuğu esnada veya göz göze geldiğinde gülümseyeceklerini göreceksiniz. Sizin güzel enerjinizi onlar da hissedecek.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni ve kendini aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
-Mevlana

Bu fani dünyada umarım ki yaşama sebebimizi ve kendimizi bulabiliriz..

Yolculuğunda başarılar dilerim..

Sevgi ve tebessümle..

DEVA

]]>
https://merhabaaustralia.com.au/ruhunu-dinle-gulumseme/feed/ 0