Bilim&Teknoloji

Örümcek zehrinden şifa kaynağına: Kalp krizi geçirenlere ümit olacak

Avustralyalı araştırmacılar, ölümcül huni yuvalı örümceğin zehrinin kalp krizi hastalarının tedavisinde kullanılabileceğini keşfetti.

Araştırmacılar, Fraser Adası’nda yaşayan örümceğin zehrinin, kalp kası hücrelerinin ölümünü önleyebileceğini, krizin ardından kalbin yaşadığı hasarı en aza indirebileceğini ve kalbi daha uzun süre hayatta tutmaya yardımcı olabilceğini belirtiyor.

Keşif, aynı örümceğin zehrini kullanan benzer bir büyük keşfi temel alıyor.

Queenslandli bilim insanları, yakın zamanda inme sırasında beyin hasarını önleyen bir molekül belirlemiş ve başka hangi alanlarda kullanılabileceğini araştırıyorlardı.

Queensland Üniversitesi’nden Profesör Glenn King, ekibiyle örümceğin zehrindeki binlerce molekül arasından söz konusu molekülü ayrıştırmayı başardıklarını duyurdu.

Şimdi Queensland, NSW ve Victoria’dan araştırmacılar, bu molekülü ilaç haline getirmek için çalışıyor.

Profesör King, “Molekülün yaptığı şey, kalp kası hücrelerinin ölümünü önlemek. Oysa kalp krizi ya da ani kalp durması yaşayıp hayatta kalan kişiler, oldukça hasarlı bir kalbe sahip oluyorlar, bazı kısımları yeniden iyileşmiyor” dedi.

King, “Molekülün inme durumunda işe yaradığını bulduk, bu yüzden kalpteki iskemik vakalarda da işe yarayıp yaramayacağını sorguladık ve şimdi gerçekten kalbi koruduğu ispatlandı. Artık soru molekülün diğer organlardaki iskemik (damar tıkanması sonucu organın oksijensiz kalması) vakaları önlemede de işe yarayıp yaramayacağı” diye konuştu.

Avustralya Kalp Vakfı’ndan Rachelle Foreman, araştırmanın ezber bozan bir gelişme olduğunu, her yıl 57,000 vatandaşın kalp krizi geçirdiğini belirtti.

Foreman, “Kalbi daha uzun süre hayatta tutan ya da hasarı azaltan herhangi bir şey, aslında bir kişinin daha uzun ve daha güçlü yaşamasına yardım olur” dedi.

Maddenin keşfi, aynı zamanda nakil ameliyatlarında devrim getirecek, zehir, kalbin 8 saate kadar hayatta kalmasını sağlayacak.

Profesör King, “Bu, bir insan kalbini şu an canlı tutabildiğiniz süreyi iki katına çıkaracak, çok büyük bir fark oluşturacak” dedi.

Klinik denemelerin 2 yıl içinde başlayabileceği belirtiliyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu