Küresel Bakış – “Gölge Pandemi”: Kadına Karşı Şiddet

Geçen ayki yazımı Covid-19 küresel salgınını kontrol altına alabilme mücadelesi kapsamında #EvdeKal’alım diyerek bitirmiştim. Ancak görünen o ki virüsten korunmak, güvende kalmak için zorunlu haller dışında çıkmadığımız ev, maalesef pek çok kadın için “kapan” halini aldı.
Aslında Mart ayı başında salgının çıktığı Wuhan şehrinde uygulamaya konulan karantina sırasında boşanma başvurularında ve çiftler arasında şiddet olaylarında artış yaşandığı bilgisi medyada yer bulmuştu. Birleşmiş Milletler’in toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çalışan birimi olan UN Women Nisan başında bir rapor yayınladı. Korona virüsle mücadele döneminde kadınların ve genç kızların maruz kaldığı ve artış gösteren aile içi, ev içi şiddet vakalarını, “gölge pandemi” olarak tanımladı. Mart ortasında sokağa çıkma yasağının ilan edildiği Fransa’da, ev içi şiddet vakalarında %30 oranında artış yaşanırken, Singapur ve Güney Kıbrıs’ta kadın sığınma kuruluşlarının yardım hatlarına gelen çağrılarda %30 artış kaydedildi. Aynı raporda, Avustralya’nın New South Wales eyaletinde yapılan bir ankete katılan ev içi şiddet alanında çalışanların %40’ı artan sayıda acil yardım telefonu aldıklarından bahsediliyor. Başbakan Scott Morrison Mart ayı sonunda, hükümetin evde Medicare sağlık hizmetlerine erişimin yanı sıra aile içi, ev içi ve cinsel şiddet olaylarının önlenmesi ve mağdurların korunması, vatandaşların akıl ve ruh sağlığının desteklenmesi için 1.1 milyar dolar tutarında bir destek paketini kabul ettiğini duyurdu. Başbakanlığın internet sitesinde yayınlanan basın açıklamasında, arama motoru Google’da ev içi şiddet için yardım konulu aramalarda %75’lik artış yaşandığı bilgisi dikkat çekici.
Karantina sürecinde ev içi şiddetin artış gösterdiği İspanya’da ise, hükümet parola temelli bir hizmet programını hayata geçirdi. Fransız hükümetinin de benimsediği bu program şu şekilde çalışıyor: Evdeyken güvenlik güçlerinden yardım isteme imkanı ya da cesareti olmayan mağdurlar, eczanelere gidiyor ve “evde şiddet görüyorum” anlamına gelen “maske-19” parolasını söylüyor. Eczacılar da onlar adına polisi arayıp yardım istiyor.
Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin gazete haberlerinden ve aldıkları çağrılardan derledikleri ve Nisan başında kamuoyu ile paylaştıkları verilere göre ise, evde kalma çağrılarının yapılmaya başladığı 11 Mart’tan itibaren geçen 20 günlük sürede 21 kadın öldürüldü.
Yaşanan bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisinin 2018’de yayınladığı raporunda yaptığı “kadınlar için en tehlikeli yer, ev” saptamasını hatıra getiriyor. Bu saptamanın nedeni ise, ilgili raporda detaylıca incelendiği üzere, 2017 yılında dünya genelinde 87000 kadının cinayete kurban gitmesi ve kurbanların %58’inin eş veya diğer aile bireyleri tarafından öldürülmüş olması.
Bu bağlamda, virüs salgını ile mücadele kapsamında alınan evde kalma kuralı ile kendisini “kapana sıkışmış” hisseden kadınların şiddetten korunması için Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres hükümetlere çağrıda bulundu.
Hükümetlerin destekleyici kurumsal, resmi tedbirleri alması elbette büyük önem arz ediyor çünkü kadına karşı şiddet insan hakkı ihlali ve pek çok boyutu olan toplumsal bir sorunu işaret etmektedir. Dolayısıyla şiddetin önlenmesi için toplum olarak hepimize önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. Bir Afrika sözü olan “bir çocuğu yetiştirmek için bir köy gerekir” sözünü “şiddeti durdurmak için bir köy gerekir” olarak uyarlayabiliriz. Tarihsel, ekonomik, siyasi, kültürel, maddi manevi pek çok boyutu ve temeli olan şiddetle (ki sadece dayak ve diğer fiziksel zarar veren eylemlerle sınırlı olarak düşünülmemeli) mücadele için, aile üyelerinden ve akrabalarımızdan tutun bir şekilde ilişkide olduğumuz herkesin yani komşularımız, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız, yöneticilerimiz, kısacası herkesin söz ve eylemleri ile şiddete karşı tavır almasını, tolere etmemesini gerektirir.
Selver Şahin
*Yazarın “Küresel Bakış” köşesinde yayınlanmış önceki çalışmaları:
1– Okullarda Akran Zorbalığı: Aile ve Toplumdaki Temelleri, Yansımaları (26.02.2020)
2– Bir Salgının Anatomisi (26.3.2020)
Yazar hakkında…
Lisans ve yüksek lisans eğitimini Türkiye’de Orta Doğu Teknik Üniversitesinde, doktora eğitimini Yeni Zelanda’da University of Canterbury’de tamamlayan Selver Şahin, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. RMIT, Canterbury ve Monash Üniversitesinde araştırmacı ve okutman olarak görev alan Dr Şahin güvenlik, kalkınma ve barış ilişkisi üzerine yoğunlaşan araştırma çalışmalarını uluslararası bir kitapta ve çeşitli akademik dergilerde yayınlamıştır.
