Çimen Suphioğlu

Hayat ve Hatırat: ESKİ RAMAZAN VE BAYRAMLAR BİR BAŞKAYDI

Bu defa da yaklaşmakta olduğumuz Ramazan ayı ve bayramlarla ilgili anılarımı sizlerle paylaşayım istedim. 

1963 yılında göç edip yerleştiğimiz kiralık Ermeni evi, Lefkoşa Köşklü Çiftlik Bölgesi 28 Kasım sokakta idi. Sokağın sağ ve solunda yaşayan 31 aile bulunuyordu. Aileler genelde mutaasıptı. Sokak sonunda bulunan ilkokulun ismi sonradan hem sokağa hem okula adını veren Şehit Tuncer İlkokulu olarak değiştirildi. Mahallemizin en başında boş bir arsa vardı. Buraya sığınak yapılmıştı. Tüm mahalleli alarm sirenleri çalınca bu yere sığınırdı. Sığınağın hemen dibinde ise birkaç ailenin yaşadığı apartman bulunuyordu. Apartmanın alt kısmı Avkıranlar ailesinin bakkal dükkanıydı. Daha sonra ise Avkıranların sebze tarlası vardı. Mahallede kısaca herkes birbirini tanır, sever ve sayardı.Image result for misket oyunu

Okul sonrasında komşu çocuklar ile yolda sek sek, tek ayak, hula hop, pirilli (misket), saklanbaç, lastik oyunu, beştaş, futbol, lingiri gibi oyunlar oynardık. Sevinç, kahkaha gürültü ile çocukluğun verdiği rahatlık içinde günlerimiz geçerdi. Okuldan gelip ünüformamızı çıkartıktan sonra çantamızı odaya bırakıp, el ve yüzümüzü yıkar, bir saat kadar mahallede oyalanırdık. Annelerimiz köy ekmeği üzerine İngiliz eğemenliğinden kalan Blue Band marka tereyağını fırından yeni çıkan dilime sürer üzerine de kutu sütü (condense milk) döküp ellerimize tutuştururdu. Oyun bitince eve dönülür, ailece sofra kurulur, bulaşık sonrası herkes ev ödevlerini yapmaya koyulurdu. Sonra sıra ile babamız bizleri dinlerdi. Kış ayındaysak eğer, elektrikli sobanın etrafında toplanırdık. Karşı komşumuzunun bodrumunda öksüz torunu ile yaşayan yaşlı Ayşe abla bize devamlı gelenlerden idi. Anlattığı masalları ağzımız açık dinler, masalı gözümüzde canlandırıp adeta yaşardık. Dinlediğimiz dev masalı ve yaramazlık yapan çocukları korkutmak gayesi ile anlatılan çarşamba karıları bizi epeyce korkuturdu. Bu kadınların güya işleri, yaramaz çocukları toplamak imiş. Peri masalları ve sırası ile diğer masalları korkarak ama bir o kadar da hayranlık içerisinde sessizce dinlerdik.

Fincan oyunu dedikleri oyun vardı. Bir tepsiye fincanlar kapatılır sadece bir tanesinin altında yüzük saklanırdı. Karıştırılan fincan altındaki yüzüğü doğru bilene küçük hediye verilirdi. Bazen komşu kadınlar toplanıp, hanayda oturan (yani evin ikinci katı) karşı komşu yaşlı Handan teyzede Ispastıra dedikleri kağıt oyunları oynarlardı. Kazanan 5 kuruş alırdı.

O yıllarda Kıbrıs’ta geçerli para birimi Kıbrıs lirasıydı. Tartı olarak iki kefeli terazilerde ağırlıklarla tartılan okka, önge, dirhem gibi birimler vardı. Şimdilerde metre olarak ölçülen kumaşlar ise arşın olarak hesaplanırdı. Yeni yıl kutlamalarında kek içerisine sarılı para konulurdu. Rastgele para dilimi kime gelirse o para onun olurdu. Sessiz tiyatro oyunlarının yanı sıra kağıda şehir, memleket, artist, isim, eşya, yemek, hayvan isimleri yazılırdı. Her seferde alfabenin bir harfi seçilerek bu oyun oynanırdı.

Image result for kıbrısta eski bayramlar

Ramazan zamanı oruç tutulurdu. Çocuk iken dalıp su, sakız gibi şeyleri ağzımıza atarsak üzülür ağzımızı çalkar devam ederdik orucumuza. Ev hanımları iftar için bütçesine göre yemekler, tatlılar yapardı. Erkeklerin iş dönüşü ellerinde fırından çıkmış Ramazan halkası pideler mis gibi çörek otu kokardı. Hurma, zeytin, su bardakları ve çorbalar hazırlanır, biz de top atışını beklerdik. Top atılınca akşam ezanı ile orucumuzu açardık. Daha sonra büyüklerimiz teravihe giderdi. Biz uykuya daldıktan sonra sabah güneş doğmadan annemiz bizi sahur için kaldırırdı..

Image result for Eski Ramazanlar ve Bayramlar

Ramazanda bazı geceler Hacivat Karagöz oyunları olurdu. Keyifle bu kukla gölge oyunlarını izlerdik. Her komşu mutlaka bir tas pişirdiği yemekten komşusuna da verirdi. Gece sokak satıcıları Saaaaaaleeeeppp var, şıra var diye satış yaparlardı. Uykumuzun en tatlı yerinde Ramazan davulcuları maniler okuyarak herkesi sahura kaldırır bir nevi alarm saat görevi yapardı. Bu iş için bahşiş de toplanırdı. Eğer yazın sıcağı ise dondurmacısı, yoğurtçusu, el arabaları ile sokak sokak gezen manav, eskici, yoğurtçu, kalaycı seyyar satıcılar sıra ile geçerlerdi. Tabii ki şimdiki gibi her evde araba, tv veya diğer modern aletler bulunmaz idi. Annem çamaşırlarımızı kazanda kaynatıp, elde yeşil sabunla çitileyerek ovar, bütün gün onları yıkar ve uzun gerili tellerde mandallar ile tutturup kurutuktan sonra da ütülerdi. Ağır ve yorucu bir hayatta herkes elindekiler ile mutlu ve huzurlu idiler.

Kıbrıs’ta çoğunluk olarak Rumlar ara bölgede barış gücü denilen İngilizler ve Türkler yaşıyordu. Bunun yanında azınlıkta olan Maronit ve Ermeniler de vardı bazı karma köylerde. Bizim tek korku ve endişemiz can güvenliğimizdi. Çünkü Türk toplumu azınlık durumundaydı. İngilizler de coğu zaman Rumları desteklediğinden can güvenliğimiz yoktu. Rumların, Enosis emelleri ile adayı Yunanistan’a bağlamak için Türkleri yok etme çabaları vardı.

Maddi durumu zayıf ve çocuklu olanlar, bakkal veya gezgin satıcılardan veresiye deftere yazdırıp ay sonu maaş alınca ödeme yaparlardı. Yine unutamadığım bir anımdan bahsedeyim. Mahallemizin rahmetlik Fikri dayısı vardı. Bize toprak kaselerde set yoğurt yazın da taze meyvelerle yapılmış dondurmalar yapıp satardı. Mahalleye girer girmez, yoğurtçu geldi kaçıyor, taze yoğurtlarım var, yetişen yer, alamayan bakar. Ayşe hanım yoğurdu yedin kaseyi de mi yedin? En azından kaseyi ver, başka yoğurt yapayım gibi şeyler söyleyerek gür sesiyle adeta mahalleyi inletirdi. (Ayşe hanım borçlu olduğu için çıkıp cevap veremezdi.)

Ramazan sonrasında her evde büyük bir telaş başlar, köşe bucak kökten bayram temizliği, olur ve pırıl pırıl temizlenirdi her taraf. Pilavuna (4 değişik peynir, irmik, mayalı hamurla bohça şeklinde) köy ekmekleri, çörekler, tatlılar yapılırdı. En sevdiğim ekmek kadayıf, güllaç tatlılarıydı. Aslında tatlıyı çok sevdiğimden kadayıf, lokma veya Şam işi tatlısı olsa yok demezdim. Ancak yılda iki kez kutladığımız özel dini bayramlarda yeni ayakkabı ve giysilerimiz olurdu. İçimizde sonsuz bir heyecan ile karışık sevgi ile yeni giysilerimizi yatağımızın ayak ucuna koyar, okşar ve gizlice denerdik. Sokakta sevinç çığlıkları arasında müjde verirdik herkese. Bugün arife yarın bayram diye. Büyüklerimiz biberiye ve mersin dalları kopartır, ellerimizde temiz su bidonları ile mezarlık ziyaretine gider geçmişlerimiz için dualar ederdik. Ertesi sabah ise babam bayram namazından dönüşte fırından yeni çıkmış tahin bitda ekmek çörek, tahin helvası ile elleri dolu şekilde eve gelirdi. Biz zaten neşeyle kalkıp el yüz yıkar giyinip babamızı beklerdik. Anne ve babalarımızın elleri öpülür harçlıklar alınırdı. Daha sonra köyde oturan dedemizin elinde sepetleri ile gelmesini beklerdik. Anne annem ben 5 yaşında iken ölmüştü. Dedem yalnız yaşadığı için 8 evladını sıra ile gezer onlara her zaman 40 Kıbrıs lirası (bugünün yaklaşık 120 Avustralya doları) para verir ve organik mahsül getirirdi. Evlatlar da bu parayı kendi çocuklarına yani biz torunlar arasında eşit miktarda bölüştürürdü. Image result for yumurta sebze meyve

Organik mahsül dediklerim ise dedemin sepetindeki taze köy yumurtaları, sebze ve meyvelerdi. Zeytinin her çeşidi ve halis sızma zeytin yağımız da gelirdi. Mekanı nurla dolsun. Herkese adaletli davranır, hak yemezdi. Çalışkan ve köyün zenginiydi. Ellerinden yanaklarından hürmetle öperdik. O gidince de sıra ile mahallemizdeki büyüklerin ellerini öpmeye giderdik. Kimisi özel mendil içerisinde şekerleme, lokum verirdi. Bazı komşular da para verirdi. Verirken ise adettir el öpenleriniz çok olsun, utanmayın alın bayramlığınızı derlerdi. Sonra mahalle çocukları toplanıp bayramlıklarını gururla söyler paralarına göre bakkaldan yemiş almaya gidilirdi. İkbal yemişi içerisinden minik oyuncaklar çıkardı. Hep birlikte yürüyerek boş arsayı geçer o zamanın ilk yeni dükkanı olan Önder mağazasından alış verişe giderdik. Akşam ise ailemiz ile birlikte bayram yerinde hazır olurduk. Surlar altındaki Mücahitler Gazinosu çevresine Luna Park gibi bayram şenliği alanı kurulurdu. O renkler, o oyuncaklar, satıcılar, dondurmacısı, çocuk parkı muhteşemdi. Uçan uçak, çarpışan arabalar, hediye kazanma, diğer oyun arabaları, rengarenk balon ve elmalı şeker, pamuk şeker satıcıları arasında tanıdık yüzler, gannavuri dedikleri kenevir tohumları külahlarda satanlar, birbirine karışan sevinç ve mutluluk sesleri…

Bayramlar 3 gün sürerdi herkes aile ve sevdiklerini yakınlık derecesine göre ziyaret edebilsin diye. Oysa şimdiki bayramlarda herkes bir tatil beldesine kaçıp gitmek ister. Eski Ramazanlar, bayramlar unutulmasa da yavaş yavaş yeni nesillere yaşatılmadığı için unutulmaya mahkum olmaktadır. Belki eskiden her türlü kolaylık ve teknoloji yoktu fakat herkes elindeki ile çok mutluydu. Saygı, hürmet, hoşgörü ve anlayış, örf ve adetlere bağlılık artık azalıp gittikçe kayboluyor. Gurbette yaşayan birçoğumuz ise iki ayrı dünyada türlü sorun ve zahmetlerle yeni bir nesil yetiştirirken bildiklerinin yarısını olsun kendinden sonraki nesle aktarmak için uğraşı veriyoruz.

Anılarımı şimdilik burada noktalarken sizlere de kalbi sevgi ve saygılarıma gönderiyorum.

Şen ve esen kalınız efendim…

Çimen Suphioğlu

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu