Ferhat Özkurt

AGORA MEYHANESİ

Merhaba,

Bu hafta sizlerle buluşturmak istediğim özel bir hikaye var. İçinde kendinizden bir parça bulacağınıza emin olduğum bu hikaye, derin ve sarsıcı bir aşkın körüklediği bir fenomen aslında. Belki bilenleriniz vardır. İlham alınacak başarı hikayeleri araştırırken bulduğum bu hikayeyi siz değerli okurlarımız ile paylaşmadan edemeyeceğim.

Bu Agora Meyhanesi’nin hikayesi.

Sene 1890’da bir Rum olan Kaptan Asteri, Balat çarşısında elinde avucunda biriktirdiği ne varsa riske ederek bir meyhane açar. O zamanın şartlarında güç bela açtığı bu derme çatma meyhaneye Rumca “meydan” anlamına gelen “Agora” adını verir.

Meyhaneye masa alacak parası olmadığı için dev fıçılar koyar ve meyhanede sadece satın alabildiği ucuz şarapları ikram etmeye başlar. Hal böyleyken geçim sıkıntısı çekilen dönemde bu tarz ucuz ve salaş bir meyhane kısa zamanda ün yapar ve herkes tarafından tercih edilen bir yer olmaya başlar.

Ancak bu meyhanenin ününe ün katan olay bu mekandan bağımsız olarak İzmir’de gerçekleşecektir.

Aradan geçen onca zamanda meyhane bir şekilde ayakta kalmış ve bulunduğu bölgede tercih edilen bir mekan olma özelliğini korumuştur. İyi para kazanmaya başlamış olmasına rağmen o ilk günkü salaşlığından, derme çatmalığından ve ucuzluğundan ödün vermemiştir.

Ta ki sene 1959 olana kadar.

1959 senesinde Onur Şenli adında bir tıp fakültesi öğrencisi yaşadığı mahallede komşusunun kızına aşık olur. Ancak komşusunun kızı, Onur’un bu aşkına karşılık vermemektedir. Yaşadığı bu platonik aşkın acısı, Onur’u sıklıkla yaşadığı İzmir’in Agora semtine gitmeye iter. Çünkü İzmir’de bulunan Agora semti salaş meyhanelerin mekanıdır.

Onur Şenli bir gün bu salaş meyhanelerin birinde içerken aklına gelen bir fikirle hemen kalem kağıda sarılır. Agora semtinin salaş meyhanelerinden birinde içtiği alkolün tesiri altındayken bir mektup yazar.  

Aşkına hitap eden bu mektup şu şekilde başlar.

“Sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum.

Beş yüz mumluk ampullerin karanlığında.

Saatlerdir boşalan kadehlere şarkılarını dolduruyorum.

Tabağımdaki her zeytin tanesine simsiyah bakışlarını koyuyorum

Ve kaldırıp kadehimi

Bu rezilcesine yaşamların kadehine içiyorum.

Burası agora meyhanesi

Burada yaşanır aşkların en madarası

Ve en şahanesi

Burada saçların her teline bir galon içilir.

Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir.

Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin

Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir.

Burası Agora Meyhanesi.

Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası.

Şimdi içimde sokak fenerinin yalnızlığı,

Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik,

Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam elimde değil.

Bu da bir nevi namuslu serserilik,

Dışarıda hafiften bir yağmur var.

Bu gece benim gecem

Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği,

Gönlümde bütün dertlerin horon teptiği gece bu,

Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum

Ve sana susuzluğum.

Dedim ya burası Agora Meyhanesi

Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer

Burası Agora Meyhanesi

Burası kan tüküren mesut insanların dünyası.”

Onur Şenli mektubu bitirince anlar ki bu aslında bir mektup değil şiirdir.

Yıllar sonra yapılan röportajda kendisi bu olayı şu şekilde anlatır;

“Babam, ‘Bizim oğlan çok güzel şarkı okur’ deyince ben kalkıp ‘Anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek’ diye başlayan Selahattin Pınar’ın hicaz şarkısını okudum. Misafir olduğumuz aile de ortanca kızlarının sesini övdü. O kız da gözlerini benden ayırmadan ‘Seni sevmem de haksız, sevdim demem de haksız / Fakat neden insafsız, simsiyah bakışların’ tangosunu okudu. Kızın şarkıyı okurken bana bakışlarından fena halde çarpıldım. Bu tanışıklığa rağmen çok fazla görüşemedik. Hemen sonra okullar kapanınca onlar bir süreliğine başka bir kente gitti. O sırada ikimizin de tanıdığı başka bir kız bana aşık olduğunu söyledi. Ben bu teklifi kabul etmedim. Ancak okullar açılıp sevdiğim kız İzmir’e döndüğünde, sanıyorum bu meseleyi öğrenerek benimle görüşmek istemedi. Ona bir mektup yazmaya karar verdim. Şaraba bulaştığım zamanlardı, sarhoş bir şekilde eve geldim ve mektuba, ‘Sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum’ diye başladım. Sonra arkası geldi. Mektup bittiğinde kendi kendime ‘Bu şiir oldu yahu.’ dedim.”

Onur Şenli daha sonra bu şiirini okul dergisine ve yerel gazete göndererek yayımlatır. Bir anda ses getiren şiir 1968 yılında Onur Şenli’den habersiz bir şekilde Gönül Yazar tarafından şarkılaştırılarak plağa okunur. Onur Şenli hemen dava açarak Gönül Yazar’dan tazminat almaya hak kazanır. Bu esnada şarkı çok tutulmaya başlayınca Balat’da bulunan ve gerçekten sekiz köşeli olan bir meyhaneyi anlattığı düşünüldüğü için herkes Balat’da Kaptan Asteri’nin açtığı Agora Meyhanesi’ne hücum eder. Öyle popüler bir mekan olur ki tam 286 Türk filminin meyhane sahneleri burada çekilir. Yani ucuz şarapların satıldığı meyhane Türkan Şoray’ları, Fikret Hakan’ları, Ayhan Işık’ları, Cüneyt Arkın’ları ağırlamaya başlar.

Daha sonra kaderine terk edilir.

2006 yılındaysa bu kaderine terk edilen meyhaneye Onur Şenli giderek daha önce varlığından bile habersiz olduğu bu sekiz köşeli meyhanenin kapanmış halini ziyaret eder.

Kendi hayal ürünü bir meyhanenin aslında var olmuş olmasından duyduğu şaşkınlığı tarif edilir gibi değildir.

Hayatı boyunca şiirler yazmaya devam eden Onur Şenli 2017 yılında kanser ile mücadele ettiği hastanede hayata gözlerini yumar.

Bir dahaki yazımda görüşene kadar esenlikler dilerim.

Hayat bilince güzel…

Ferhat Özkurt
Melbourne

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu