Ferhat Özkurt

HER ZAMAN HAKLI OLMAK ZORUNDA MISIN?

Merhaba,

Bu hafta sizlerle paylaşmak için seçtiğim konuyu yakın zamanda şahit olduğum bir olaydan esinlenerek yazmaya karar verdim.

“Şahsen, seviyeli tartışmalar içerisinde bulunmayı ve bu tartışmalarda kendi fikrimi sonuna kadar savunmayı severim. Tartışmanın sonucunda benim haklı çıkmam ya da çıkmamam asla önemli değildir. Bir tartışmada benim görüşümün aksi yönde, görüş ileri süren biri olur ise buna saygı duyar ve tartışma sonucunda haksız çıkar isem bunu kabul ederim.”

Yukarıda bahsetmiş olduğum paragraf tam da benim bir başkasına kendimi anlatırken kullanacağım türden bir tanımlama. Ancak yakın zamanda kendimi birkaç kişiye karşı hunharca düşüncelerimi savunurken bulduğum bir anda, karşımdakilerin birden, hakikatten uzaklaşarak sadece o tartışmayı kazanmaya odaklı olduğunu fark ettim. Elbette her babayiğit bu durumu kabullenip öz eleştiride bulunamayabilir. Ben de pek babayiğit sayılmam. Bu tarz tartışmalarda benim de, kendimi kaybettiğim ve savunduğum doğrulardan uzaklaşıp tartışmayı kazanmaya odaklandığım olmuştur. Yine de bu farkındalığı edindiğim için şanslı hissediyorum. Tabi yine bu aydınlanma, okuduğum bir kitabın beni aydınlatması sonucunda gerçekleşti. Kitaptaki yazılanlar resmen satır satır, sayfa sayfa tokat gibi tartışmalar esnasında yaptığım tüm numaraları birer birer yüzüme vurdu. Kitabı okurken utancımdan kıpkırmızı oldum. Meğer egomun kurbanı olabiliyormuşum.

İşte sizin de hayatınızda, tartışmaları sadece -her ne yolla olursa olsun- kazanmaya çalışan insanlar var ise, size de yardımcı olabilecek ve bana da tokat etkisi yaşatan kitabın adı ve yazarı.

Tartışma Sanatının İncelikleri. Artur Schopenhauer.

İlk bakışta kitabın ince olması benim gibi bir okur tarafından çerezlik, tek seferde okumalık bir kitap izlenimi bırakmış olsa da içinde geçen cümlelerin ağırlığı ve gerçekliği kitabı okurken normal bir kitaba göre çok daha uzun sürede sindirmeme neden oldu. Yani benim açımdan, öyle hafife alınır bir kitap olmadı.

Kitap tanıtımını bir kenara bırakıp beni etkileyen onca bölümden bu yazıya konu olanını aşağıda siz değerli okurlarımız ile paylaşıyorum. Ne zaman ki bu bölümü okudum. Hemen bundan önce yaptığım tartışmalarda sırf haklı çıkmak için nasıl da aslında savunmadığım şeylerin ardına sığınarak onlardan aldığım güç ile karşımdakilere baskın çıktığıma dair aydınlandım. Aynı zamanda benim karşımda haklı çıkmak için dalavereler çevirenlerin neden bu şekilde davrandığını anlayabildim.

Buyurunuz. Artur Schopenhauer, kitabında der ki;

“Hakikatin en samimi sevdalıları bile iyi bir delile ve temellendirmeye hemen boyun eğmez, bir müddet mukavemet etmeye çalışır. Hatta çoğu durumda, karşı delil ve temellendirmeler doğruluğunu kuşkulu hale getirdiğinde bile iddialarına bağlı kalırlar.”

“Bu sebepten bir tartışmada bazen doğruluk ve adaletten bir miktar uzaklaşmaya neredeyse zorlanırız, çünkü o an hakikatten çok kendi iddiamız için çekişmek zorunda kalmışızdır. Bu hakikatin bilinmezliğinin olduğu kadar insan aklının kusurlu oluşunun da bir sonucudur.”

“Tam da burada bu doğrultuda çok fazla ileri gidip yanlış bir görüş için uzun uzadıya çekişme ve sonunda iflah olmaz biri olup çıkma tehlikesi baş gösterir.”

Sanırım daha fazla yazmama gerek yok. Ben de yakın zamanda bu şekilde bir tartışmanın galibi olsam da karşı tarafın adaletsizce yaklaşımı yüzünden tartışmanın yenilgisini damarlarımda hissettim. Dahası aslında o anın vermiş olduğu heyecan ile galip gelebilmek için kişinin savunduğu doğrulardan nasıl da uzaklaşarak sadece tartışmayı kazanmayı önemser bir hale gelebildiğimi gördüm. Bu beni “Her zaman haklı olmak zorunda mısın?” sorusunu sormaya itti ve bunu istiyor olmanın sebeplerini araştırmaya başladım.

Daha önce de bahsettiğim gibi aslında haklı çıkmak isteyen maalesef ki kişi değil kişinin EGO’su imiş.

Dikkat!

Zeytinyağı gibi su üzerine çıkma isteğinizi bastırmak için size bir sebep.

Araştırdıkça derine giden konu üç büyük psikolojik hastalıkla derinden ilgili diyebilirim.

Genelde sürekli haklı çıkmaya çalışan kişiler özgüven eksikliği yaşayan kişilerden oluşuyor.

Narsistler büyüklüklerini kanıtlamak için, paranoidler kuşkularına kanıtlar bulmak için, obsesifler ise her şeyi denetim altında tutabilmek için sürekli haklı çıkma isteği içinde oluyorlar.

Gündelik hayatta size karşı sürekli haklı çıkma çabası içinde olan kişileri daha iyi anlamanızı sağlayabileceğini umarak ve kendinizi de tartışmalarda anın heyecanına kaptırıp savunduğunuz doğrudan uzaklaşmanızı engelleyeceğini hayal ederek paylaştım.

Bir dahaki yazıma kadar esenlikler dilerim.

Hayat bilince güzel.

Ferhat Özkurt
Melbourne

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu